...Yeniden Herkese Yürek Dolusu Selamlar
Araya kısa dedim ama elimde olmayan sebeplerden dolayı uzun oldu..
Sizle beraber olmadığım süre içerisinde neler oldu neler.Dur meraklanmayın hemen, özetini vereceğim:)
28 Haziran'da KPSS'ye girdim.
29 Temmuz'da sonuçlar açıklandı, yerleşecek puanı aldım çok şükür.
08 Ağustos'ta (08.08.08) babamgil evlenmeyi düşündüğüm kızı istemeye gitti.. Tarih tamamen tevafuk. Zaten vereceklerdi de formalite işte:P
17 Ağustos'ta Söz Kahvesi içildi, Nişan yüzükleri takıldı, ama asıl nişan daha sonra..
21 Ağustos'ta Şanlı Urfa merkeze atandığım haberini aldım..
26 Ağustos'ta Şanlı Urfa'ya geldim
28 Ağustos'ta resmi olarak öğretmenlik görevim başladı..
Daha neler oldu neler de, yazsam buraya sığmaz:)
Yazın köye gittim, fuarı gezdim, BalıklıGölü seyrettim, Hz.İbrahimin makamında (Dergah camii) teravih kıldım, sahur için karpuz aldım, Miraydan haber gelmez oldu, turşu telefonları açmıyor yaww..
Eee. siz nasılsın bakalım.. Kİmse kalmadı mı çevremde yoksa..
...Ve Ben Geldiiiimm...
23 Haz 2008
01:02 | Etiketler: Not, Yazılarım | 1 Kişi yorum bıraktı
Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..
11 Haz 2008
Üniversite bitmiş, bir öğretmen abinin referansıyla iş teklifi gelmişti. Her ne kadar ailem “dört yıl doğuda okudun, gitme” dese de ikna edip, oniki senedir beni kendine çeken gurbete çıktım..
Okulda ilk günüm..Gördüklerim karşısında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Zıplayanlar, tükürenler, inleyenler, ne yaptığını bilmeyenler, tepinenler, tepinemeyenler…Dışarda engelli bir çocuk gördüğümde içi parçalanan ben, bu çocuklarla iç içe olup haftanın altı günü derse girecektim. “Allah’ım dedim, Sen bana ne olursun sabır ver; ver ki, bu ilçeden kaçıp gitmeyeyim” dedim hep.
Sonra derslere girmeye başladım..Her ders bir kişi, 40-45 dk.
Ve öğrenciler: Kırmızıyı göster diyorum iki renk arasından.. bu, bu diyerek ikisini gösteriyor. Legoları, yap bozları takmasını istiyorum, sadece gözlerime bakıyor Celal.
Ömer daha küçük, 5 yaşında, burnu hep akıyor. Ben siliyorum haliyle. Tek eli biraz sakat, elini beraber yıkıyoruz. Adaşı biraz daha büyük . Çok kez altını ıslatıyor, Nasılsın’a “sadece “iyiyim” diyebiliyor, konuşması işaret diliyle.
İbrahim onbeş yaşında, öğrenme güçlüğü var. “Örtmen, tuvalet” dediğinde ne demek istediğini anlıyorum. Nasılsın’a ancak “başi”(Kürtçe’de iyiyim) diyor. Selçuk ‘un boynuna eskiyen bir elbiseden kestikleri parçayı koymuşlar..salyası akıyor onun için.
Handan onaltısında..kendisini erkek olarak hissediyor. Öğretmen arkadaşa (bayan) aşık olmuş. Renkleri öğreniyor ama bir haftalığına. Yüksel benden iki yaş küçük (22), biraz görme ve öğrenme güçlüğü var. Çok şeyin farkında, ezan okunduğunda hemencik namazını kılmak için izin istiyor. Bu temiz çocuktan dua istiyorum..utanarak..
Ceylan da onbeş’inde. Okuma, yazma yok. Verilen harf ve çizgilerin üzerinden gidiyor sadece. Bazen hikâye kitabını eline alıp okuyormuş gibi yapıyor..hayaline giderek belki.. Geçenlerde salâ veriliyordu. “Biri ölmüş, yazık, yok olacak” dedi. Yok olmadığımızı, tekrar dirileceğimizi, Allah’ın çok büyük olduğunu basitçe anlatmaya çalıştım. Derin düşüncelere daldı, Ne oldu dedim, “büyük olan Allah’ı düşünüyorum” dedi..
Son derste resim boyuyordu, yanlışını düzeltirken “şeytana tüküreyim” dedi. Neden öyle dedin dedim. “Görmüyon mu bana yanlış yaptırdı” dedi.
Özgür bazen özgür olmak için alıp başını gidiyormuş ama eve dönüş yolunu unutuyormuş. Sara hastası, onyedisinde..
Elif, Bahar, Birgül fiziksel yardımla yürüyorlar. Konuşma yok, olan da anlaşılmıyor..gülümsüyor sadece. İsmail’i kucağımda götürüyorum derse, sandalyede zor oturuyor. Başını dik tutmakta zorluk çekiyor. Şekil kartlarından nesneleri gösteriyorum. Bisiklete sıra gelince utanıyorum, kalakalıyorum öylece..Çünkü belki de hiç bi zaman süremeyecek.. bisikleti olsa bile.
Velilerle görüşüyorum arada. “Hoca, oğlum ne zaman yürüyecek, Kızım okuma-yazmayı öğrenecek mi, Çocuğun durumu nasıl, neler yapabiliyor..”vs. soruyorlar. Beklentiniz ne diyorum: “Öğretmen, doktor olacak diyor”..
Ötekisi kabullenemiyor engelli olmasını (hangisi kabulleniyor ki), daha kötüsü var elbet, şükrediyorum yine de, ama diyor, ama hiç olmazsa kendine yeter hale gelse..Susuyorum
Sonraları yüreğim kaldırmaz oldu, konuşamadım velilerle..
Vedat hep –ıhh, -ıhh diye inliyor ders boyu, isteklerini böyle anlatıyor, anlatabiliyor.. Bir başkası.. Adın ne diyorum “bi daha Ahmet”. Nasılsın’a “bi daha nasılsın” diyor. Genelde Kürtçe konuşuyor.
Ceylan ve Cihat otistik, gözleri çekik oluyor bu hastaların.. küçücük yavrular, çok sevimliler ama hiç bi zaman konuşamayacaklar belki.
Fatma yüksek sesle inliyor hep. Ağır engelli..kilo olarak da ağır, destekle sınıfa gidiyoruz. Ayaklarındaki ipler gözüme takılıyor. Evde annesi ev işlerini görmek için bağlıyormuş..yüreğime takılıyor.
…ve diğer öğrenciler…
İlk başta her şey çok zor gelmişti.. Tüm bunları anlıyor muydum? Anlayabiliyor muydum velilerin halini. Ayağım kırılmamıştı ki kırılan ayağın acısını anlayabileyim di mi.. Zamanla duyarsızlaştım, ama yürek sızımı hissedebiliyordum hep.
Allah'ım Benim de engelli çocuğum olursa bir gün? Ve ya sakat kalırsam.. ne yaparım ben..?Daha önce hiç bunu hiç düşünmüş müydü?. Sanki Allah beni sapasağlam yaratmak zorundaydı? Niye kaygılandım ki? Allah'a şükür hiç bir engelim yok. Öyle bir çocuğum da olmaz herhalde. Yani olmaz değil mi? Tüm veliler de mi ilk başta benim gibi düşünüyordu yoksa? Şükretmem gereken çok şey olduğunu elimdekiler alınınca mı öğrenmeliyim? Daha fazla düşünemiyorum, acıtıyor çünkü..
Okuldan ayrıldım dün,
Şimdi çok şey mi öğrendim diyeyim, hiç bişey öğrenemedim mi, bilemiyorum.. Acınacak halde olan, merhamete muhtaç onlar mı ben mi?. Asıl engelli olan kim? Kim göremiyor, duyamıyor..
Engellileri acınası insanlar görüp sadece Özürlüler Günü’nde anlık hatırlayan bizler “bizi bir gün değil, her gün hatırlayın“ nidalarına ne zaman kulak vereceğiz..
Dr.Can
12 Haziran 2008, Perşembe
Not: Karmaşık duygularımı anlatmakta çok zorlandım, yazılacak çok şey vardı, anlatamadım, belki de bütünüyle cesaret edemedim..
18:56 | Etiketler: Yazılarım | 12 Kişi yorum bıraktı
Aşk, Allah'ı Kalbine Davettir..
7 Haz 2008
F.Can
Ailemin tavsiyeleriyle bir yakınımızla nişanlandım. Yurtdışındaydım. Nişan da uzun sürdü. Maddi sebeplerden aramız bozuldu. Geldim. Düzelttim; ama ayrıldık. Ailem “yeni birisini bul” unutursun diyor. Eskiyi unutayım mı? Yeni birisini arayayım mı? Psikolojimi nasıl düzeltirim?
DR.CAN:
Sevgili F. Can. Soyadınla “Adaş”ız… Mektubunu okurken “al işte” dedim. “İlginç bir mektup daha!” Güleyim mi, ağlayayım mı, üzüleyim mi bilemedim. İlk cümleni düşündüm: “Ailemin tavsiyesiyle”... Şimdi, bir kızı seversin, zamanla tanırsın. “İşte” dersin “Evleneceğim kişi bu”. Sonra tanıdığınız ortak kişilere sorarsın “Tavsiye ederiz iyi kızdır” derler. Anneni babanı istemeye gönderirsin. Söz-nişan olur. Onlar da iyice tanırlar. “Evet oğlum, gelin adayımızı sevdik tavsiye ediyoruz evlen.” derler. Evlenirsin…
Ama sen; yurtdışındasın. “Evlenmek istiyorum.” demişsin. Ailen yazı-tura’yla tek maçta eliminasyon sistemine göre eleyip birini tavsiye etmişler! Sonucunun da böyle olması normaldir.
İkinci cümlen: “Maddi meseleden ayrıldık.” Şimdi, cep telefonu alır gibi tavsiyeyle “alınan” hatun kişiyle “maddi meselelerden” ayrılmak neredeyse kaçınılmazdır.
Üçüncü cümlen: “Nişan uzun sürdü ayrıldık.” Evet, halk arasında nişan uzun sürerse ayrılık olur diye yanlış bir düşünce var. Anlaşma süreci olan nişanda ayrılık olması, anlaşamamak, “yol yakınken ve zararın neresinden dönersen” meselesidir. İyi ya işte evlenip de öyle ayrılmaktansa nişanda OLMADI demek daha iyidir. Diyelim 1 yıl nişanlılık sürdü. 2. yıl sonunda “Şu an iyiyiz. Aramız bozulmadan evlenelim” demek ne derece mantıklı? Hamurun bütün sertliklerini gidermek gerek. Yoksa evlilik stresli iştir. En küçük bir HABBE evlilik sonrası KUBBE olur. Bir de “Boşanmayalım, bari çocuk yapalım!” denir. (HOŞGELDİN ÖMÜR BOYU MUTSUZLUK). İlaveten konjenital (doğuştan) özgüvensiz çocuk sorumluluğu... “Çocuk bende kalacak, hayır bende” ve gazetelerin 3. sayfalarında çıkan “malum” haberler.
Aynı gün söz, nişan, nikah yapanlar var ve maalesef onlar da bir günde boşanabiliyorlar. Hani nişanlılık kısa sürmeliydi?
1) Eskiyi unutayım mı?
Cevap: Evet.
2) Yenisini arayayım mı?
Cevap: Önce Allah’ı ara, bul! Kalbine yerleştir. “Aşk, Allah’ı kalbine davettir” zira… Sonra, bulduğunla, kalbini akort et. Aynı sesleri çıkarıyorsa; İlahi TAVSİYE’ye kulak ver.
3) Psikolojimi nasıl düzeltirim?
Cevap: Kalbine misafir ettiğin VEDUD, hem kalp doktoru, hem de ruh doktorudur.
Ücreti ZİKİR, FİKİR ve ŞÜKÜR’dür.
Vergisi, ibadet ve duadır. KDV’si ise CENNETTİR. Mutluluklar13:03 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 5 Kişi yorum bıraktı
İlm-i Hal Bilgilerimizi Kontrol..
6 Haz 2008
Bugün aklıma geldi, ilm-i hal bilgilerimizi ne sıklıkta yeniliyoruz, tekrar ediyoruz..
Mukteza-yı beşer olarak unuttuğumuz, hatırlayamadığımız noktalar olabiliyor..
Bu yüzden arada ilm-i hal ile ilgili kitap ve yazılara göz atmamız gerektiğini düşünüyorum..
Abdest : (Abdest, Gusül ve Temizlik ile ilgili aklınıza takılan bütün soruların cevabı)
Namaz: (Namaz, Nafile Namazlar... aklınıza takılan tüm sorulara cevaplar)
Tıklayıp bi göz atıp bilgilerimizi tazeleyelim..
15:27 | Etiketler: Fıkıh | 0 Kişi yorum bıraktı
Kayserili'nin Vefat İlanı
Bir Kayserili olarak bir fıkra paylaşayım da biraz da gülümseyelim:)
Kayserili'nin eşi ölmüş.
Gazeteye gitmiş.
En ucuzundan
standart bir ilan vermek iştemiş
Önüne konan kağıda
istediği ilanı yazmış:
"Ayşe'yi kaybettim. Üzgünüm"
İlan görevlisi
ilanı görünce uyarmış
"İsterseniz 6 kelimeye kadar uzatabilirsiniz.
Üç kelime daha hakkınız var"
Kayserili "Aynı paraya mı?" demiş.
Görevli "Evet aynı paraya" diyince
Kayserili üç kelime daha eklemiş:
"Satılık Toyota var" ![]()
![]()
![]()
14:32 | Etiketler: Tebessüm | 3 Kişi yorum bıraktı
Dostluğu Hissetmek
5 Haz 2008

Sormuşlar bir bilgine:
HAYAT ne..? Diye
Demiş bilgin;
iki yönlü bir yol, devam eder bilinmeze.
Sen, görmemezlikten gelsen de,
vardır bir yoldaş, her köşesinde,
Bazen çıkarsın zorlukla, dar bir yokuştan,
bazen de aşarsın dertleri,
sanki uçuyormuş gibi inerek buradan....
Peki, SEVGİ nedir...? Demiş biri,
Kalbine sığmayacak kadar geniş,
Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz,
kokusunu alamayacağın kadar uzak,
hayal edemeyeceğin kadar yakın...
Ya KORKU nedir...? Diye atılmış diğeri,
Bir yağmur damlasındaki barut kokusu...
Belki de saklanılan bir hayal yontusu,
ya bir miniğin haykırışı,
ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı....
Peki ya UMUT nerededir...? Diye atılmış bir umut avcısı.
Bilinmezde değildir bilirim, demiş yerini kaygılı ve tasalı....
Aradın boşuna heryeri, ama unuttun en kolay yeri besbelli,
bunu derken, işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini...
Peki DOST kimdir...? Diye sormuş biri.
Demiş;
paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini,
verdin mi desteğini, sordun mu halini,
yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi....
Hissettin mi DOSTLUĞU...? Demiş diğeri.
Bilgin demiş:
Karşılığı olmadan verilir mi hiç, yürekteki sevgi...?
Dostluk dediğin;
tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi....
15:17 | Etiketler: Alıntı | 3 Kişi yorum bıraktı
O Herkesin Peygamberi
O HERKESİN PEYGAMBERİ - REHA YEPREM&TAHA
SEN AĞLAMA - REHA YEPREM&TAHA
15:02 | Etiketler: Videolar | 0 Kişi yorum bıraktı
Hep Ben Mi?
4 Haz 2008

Aletteke-Hastek. Nereden bir yardım isteği alsam koşarım. Acil işlerimi bırakır, cebimden ve zamanımdan harcarım. Ama aynı şahıslardan yardım talep ettiğimde, yardımcı olmadıkları gibi tersliyorlar.
DR.CAN: Sevgili Aletteke... Krizden önce faturalı bir cep telefonu hattım vardı... Her ay belki çeyrek milyar fatura öder, bayram ve seyranlarda 1000 civarı “data”mdaki tanıdık, eş, dosta tebrik, kutlama gönderirdim...
Sonra yaşı benden küçük bir büyüğüm elimdeki telefonu alıp iptal ettirdi... Kriz başlamıştı ve bana tam 1 yıl sonra kartlı bir telefon verdi... Aldığım kontörleri de ayda 100 ile sınırladı... 2 sene önce 300-400 milyonluk kontör az gelirken, şimdilerde 10 milyonluk kontör fazla geliyor... Nasıl mı? Meğer hep ben arar uzun uzun konuşurmuşum... Şimdi kimseyi aramıyorum ve beni arayan hiç yok! Kontörlü telefonla ilk bayramda 10 kişi tebrik mesajı gönderdi ben de mukabele ettim... Sonra yıl başında bu 10 kişi yine kutladı. Mukabele etmedim...
Derken 2 ay sonra diğer bayramda bu sayı 3’e düştü... Onlarla konuştum. Bir tanesi farkında değilim bu işi sekreterim yapıyor dediği için o gün bu gündür bayram ve kandillerde yalnızca 2 arkadaşımla SMS’leşiyoruz... Belki “Oh ne güzel. Masraftan ve angaryadan kurtulmuşsun.” diyeceksin. Ama maalesef hayır. Kazın ayağı başka.
İşte hatalarım:
1- Karşılık beklemişim... Halbuki yaptığım iş karşılık beklenecek bir iş değil, fedakârlıktı.
2- Tek taraflı aramak bana sevap kazandırıyordu... Şimdi o sevabı kaybettim...
3- İçlerinde arayamayacak kadar fakir olanlar vardı... Onları güle ulaşmak için basıp geçtiğimiz papatyalar gibi ezmişim...
4- Kardeşlik adına yapılan harcamalar israf değildir. Rızk ve kazanç noktasında Allah’tan beklemeyip, krizden korktuğum için uhuvveti zedelemişim...
5- İnsanları; arayanlar dostum, aramayanlar riyakârlar olarak yargılamış büyük bir günaha ve yanlışlığa düşmüşüm...
6- Feragat insanı olmak meziyetimi güdükleştirmişim...
7- Vefa ve sadakat hasletimi yitirmişim... İnan ki kardeşim, kendimi “demek ki senin dostun yok. Onlar seni enayi yerine koymuşlar” sapık düşünce zehabından alamayarak korkunç bir “yalnız”lık olarak yalnızlık hissine yuvarlanmış hissettim. Hatasız dost istersen dostsuz kalırsın sözüne muhatap oldum.
Bir bedevi gelerek, Efendimiz'in (sas) elbisesini çekip boynunu mosmor edinceye dek sıkmış ve "Ver. Bana da ver. Babanın malından mı veriyorsun ki!" deme saygısızlığında bulunmuştur... Bilirsiniz cevap; "Ne kadar gerekiyorsa o kadar verin!" olmuştur. Sabret kardeşim, vermeye devam et. Allah her şeyin farkında değil mi?
07:15 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 3 Kişi yorum bıraktı
Filmin heyecan dolu sahneleri: Evlilik..
2 Haz 2008
| |
Aslıcan
Can abi. Dediğiniz gibi “Her şeyin üzerine sünger çektim”. Tek gayem nişanlım ve onunla kuracağımız huzurlu yuvam. İyi bir eş, anne ve iyi bir insan olarak ebedi mutluluk arzu ediyorum. Umarım evliliğimizde sıkıntı ve sorun yaşamayız. Benim için hep “kurtuluş umudu” olan cevaplarınız oldukça, sabırla her şeyin üstesinden geleceğime inanıyorum.
Dr. Can
İyi kalpli kızım Aslıcan.
Sizler bir film izlersiniz. O film güzel, güneşli bir bahar gününde başlar; ama bilirsiniz ki, öyle devam etmeyecektir. Zaten sürekli aynı güneşi; aynı evi, denizi, kuşları, gösterse sıkılır kapatırsınız.
Filmde karı-koca vardır. Mutludurlar başta. Çocukları filan olur. Nihayet bir dizi istenmeyen olaylar başlar. Heyecanlanırsınız; ama içiniz rahattır. Sevdiğiniz başroldeki artistler güçlüdür. Onlar ölmez ve sorunları bir şekilde çözerler filan…
1) Hepimiz DÜNYA FİLM PLATOSUNDA, doğunca bir filme başlarız. Aslında bu çekimler GÖKLER PLANINDA pilot kamera ile başlamıştır. İrili ufaklı YILDIZ (star) arasından iyileri, dünya film setinde bir araya getirilir. Anne karnı, çocukluk, gençlik, eğitim hep birer “reklam arası” ile bağlanırlar birbirlerine. Ve nihayet filmin “evlilik” bölümlerinin çekimleri başlar.
2) Gelin-damat mutlu bir şekilde masaya otururlar. İyi ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta, gençlikte ve yaşlılıkta olmak üzere birçok şeye avazlarınca ‘eveet’ derler demesine de sanki iyi, sağlık, zenginlik ve gençlikte hatırlanır da, kötü gün, hastalık, yoksulluk ve devr-i selülitte unutuluverir bu sözler… Film icabı…
3) Evet insan nisyanla maluldür. Yani insanda unutma hastalığı vardır. Bir tarihte Hz. Ali ve Hz. Talha bir konuda anlaşamamıştı hani; Hz. Ali de:
- “Ya Talha. Hatırlar mısın? Bir gün GÜNEŞ’in etrafında oturuyorduk. Zaman gelecek siz ikiniz anlaşamayacaksınız, lakin TALHA SEN HAKSIZSIN…” demişti. Hz. Talha da o öfkeli anında mum gibi eridi, sıkılı yumruklarını açıp gözyaşlarıyla Hz. Ali’ye sarılırken;
- “Sahi ya! Hay Allah! Nasıl unutmuşum o sözleri?” deyiverdi. Korkarım evlilik filminde eşlerin hafızaları Hz. Talha kadar iyi çalışmayabiliyor.
4) Sizin filminizde (ASLICAN -KEREM CAN), renkli, aksiyon, korku, gerilim, romantik, sevinç ve hüzün dolu sahneleri olacak elbet güzel kızım. Yaşayın bunları. Ama bilin ki YÖNETMEN & SENARİST’imizin sizler için güzel sürprizleri var ve size çok güveniyor. Dünyadaki basın (sözcüsü) aracılığı ile;
“Onların içindeyim, çok iyi tanıyorum, dışlarını içlerini, kalplerinden geçenleri dahi biliyorum. Yönetmenlerini en iyi temsil edeceklerine inanıyorum. (Ahsen-i takvim) Ayrıca onları çok seviyorum. Bu film sürecince elleri ayakları olacağım ve sonunda ödüllendireceğim.” diyor.
5) Eğer rollerinizi iyi oynar, gişe hasılatı yapar, (melek, cin, 18 bin alem seyrediyor ve şahit) seyircileri mutlu ederseniz, milyar dolarlarla satın alınamayacak köşkleriniz, limuzinleriniz olacak olacak güzel kızım…
6) Yaşamınızda muhtemel olumsuzluklar için Dr. Can’a yazmak da var senaryoda. Ama ne olursa olsun, Dr. Can ve emsalleri, bu oyunda sadece figüran... Filmin sonu, sizin inancınızla, sevginizle, iradenizle, eşya ve hadiseleri yorumlamanızla şekillenecek ve kameralar Berzah Platosu’na taşınıp, DÜNYA HAYATI bölümü bitecek. Mutluluklar.
- BİTTİ -
13:21 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 1 Kişi yorum bıraktı
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ
1 Haz 2008
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ
1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ.
2 - DAHA GENCİZ.
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YandIKTAN SONRA CENNETE GİRMEYECEK MİYİZ? (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.
ŞEYTAN VE DOSTLARI
Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur’an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..’
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe’lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur! Gazete ve TV’leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah’a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı?
12:28 | Etiketler: Dini | 1 Kişi yorum bıraktı

