Gönül Yolculuğu

  • Yazı RSS
  • Yorum RSS

  • Gönül Yolculuğu
  • HakkImda
  • blogger

Sav'a şaşırtıcı DESTEK !:):)

Dünya Radyo'da yayınlanan "Perişan FM" programında çok ilginç bir yorum ekrana geldi

5N1K4U8Y12Q adlı program başlığı altında Program sunucusu Ömer Pekin'in konuğu olan Hukukçu-yazar-çizer-kızar-karalar-kapatır Dr. Sabit Görüş'ün bu desteği hem şaşırtacak hem tebessüm ettirecek. İşte gündemdeki dinleme tartışmasına kayıtsız kalamayan Sabit Görüş'ün ilginç desteği...

TIKLA, DİNLE, GÜL:)

08:33 | Etiketler: Tebessüm | 0 Kişi yorum bıraktı  

Rahman’ın Has Kullarının Altın Vasıfları

29 May 2008

http://www.kyrgyz-travel.com/photosbig/34.issyk-kul.jpg

Furkan Suresi’nin sonundaki 63-76. ayetlerde Rahman’ın has kullarının karakteristik özellikleri ele alınır ve onların faziletli hayat programları gözler önüne serilir. İslam ahlak ve medeniyetinin, düşünce ve idealinin bir özeti gibi olan bu altın vasıflardan bir-ikisini şöyle sıralayabiliriz:

1- Alçakgönüllü-yumuşak huylu olma:
Bahsettiğimiz bölümdeki ilk ayette şöyle buyrulmaktadır: “Rahman’ın has kulları, yeryüzünde alçakgönüllü olmanın örneğidirler ve ağırbaşlı, yüzleri yerde hareket ederler.. cahiller, kendini bilmezler onlara sataşınca da “selam” der geçerler.” (Furkan, 63)
Mütevazi olma, Rahman’ın has kullarının ilk vasfı olarak zikredilmiştir. Çünkü tevazu ve mahviyet hakiki kulluğun esasıdır. Hakk’ın büyüklük ve sonsuzluğu karşısında, sıfır-sonsuz nisbetlerine göre insanın kendi yerini belirlemesi, sonra da bu düşünce ve bu tesbiti benliğine mal etmesi ve halk arasındaki durumunu da bu anlayış açısından değerlendirmesi gerçek tevazudur. İşte hakikî kulluk şuurunun yakalanması bu ölçüdeki bir tevazu anlayışına bağlıdır. Bu sebeple Rahman’ın has kulları para, servet, evlad, güzellik vb. dünyanın cazibedar güzellikleriyle gurura, fahirlenmeye girmedikleri gibi, yaptıkları ibadetleri, hizmetleri, zahidlik hallerini de bir gurur vesilesi haline getirmezler.
Çünkü onlar iyi bilmektedirler ki, Allah’ın (cc) onların yaptığı ibadetlere ihtiyacı yoktur. Allah (cc) onlardan yüzü yerde olmayı, benlikten sıyrılmayı, iddiadan uzak bulunmayı istemektedir. O’na ibadet ederken, başını yere koyup “kul oldum, kul oldum” diye haykırırken, bu sıfırlama halini bir üstünlük vesilesi sayma, diğer insanlara tepeden bakma, onları küçümseme kazanma kuşağında kaybetme değil de ya nedir? Öyleyse Rahman’ın o has kulları, maddi-manevi hangi durumda, hangi konumda bulunurlarsa bulunsunlar her zaman yüzü yerde, alçakgönüllü ve insanlardan bir insan olma anlayışı içindedirler.
Bu kullar birbirlerine karşı böyle şefkatli ve mahviyet içinde oldukları gibi, kaba-saba, kendini bilmez cahillere karşı da sulh ve sükunun temsilcileri olarak yumuşak huylulukla muamele eder, sertliğe sertlikle karşılık vermez, gönüllere girme adına sevgi dolu iklimlerinde o cahillerin kin, nefret ve düşmanlıklarını eritmeye çalışırlar. Bilhassa irşad ve tebliğ vazifesinde bulunan Rahman’ın kulları için cahillerin bu çirkin, kaba-saba tavırlarına karşı tahammül etme, onların seviyesine düşüp aynı üslubu kullanmama, o kendini bilmezlerin incitici, yaralayıcı söz ve davranışlarına karşı “selametle” deyip yoluna, hizmetine devam etme ayrı bir önem arzeder.

2- Gece ibadeti
Rahman’ın has kullarının gündüzleri bu şekilde olduğu gibi geceleri de şöyledir: “Geceyi Rabbilerine secde ve kıyam ile, ibadetle geçirirler.” (Furkan/64) Ayet-i kerime o güzide kulların gece hayatlarını anlatırken “geceleyin secde ederler, kıyamda bulunurlar” demiyor. “Geceyi secde ve kıyamla geçirirler” diyor. Yani onlar sanki bütün yatışlarını, kalkışlarını Allah için ayarlamış, ibadet eksenli bir gece hayatı tanzim etmiş, hayat programlarını buna göre belirlemişlerdir. Ayetteki bu ince nükteyi anlatabilmek için bir başka ayeti misal olarak verelim. Mü’minun Suresi’nde hakiki ve kamil müminler tarif edilirken, surenin dördüncü ayetinde şöyle buyurulur: “Onlar zekat vermek için sürekli çalışıp dururlar.” Görüldüğü gibi ayet-i kerime, gerçek müminlerin portresini çizerken, onların çalışıp çabalamalarını, kazançlarını zekat verme gayesine bağlıyor. Yani o kurtuluşa ermiş hakiki müminler sadece mükellef oldukları zekat miktarı ölçüsünde zekatlarını verip bir köşeye çekilmezler. Onlar adeta zekat için yaşar, ihtiyaçları olmasa, daha çok kar elde etme arzuları bulunmasa da, sırf daha çok verebilmek için dur-durak bilmeden sürekli çalışıp dururlar. İşte o seçkin kullar da bu şekilde gecelerini ibadet eksenli bir tanzime tabi tutar ve böylece karanlık geceleri cennet gündüzleri gibi apaydınlık hale getirirler.

3- Kötü akıbetten Allah’a sığınma
Kulluk sırrına ermiş bu nadide kullar, gündüzleri hizmetle, koşturma ile, gecelerini namazla, evrad u ezkarla geçirdikleri halde yapıp ettikleri hizmet ve ibadetlere güvenmez, kesinlikle onlara bel bağlamaz, aksine kalpleri tir tir titrer halde Cenab-ı Hakk’a şöyle yalvarırlar: “Ey Ulu Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Zira onun azabı tahammülü zor, ömür tüketen bir derttir. Ne kötü bir varış yeri, ne fena bir yerleşim yeridir orası!” (Furkan/65-66) Onların bu duaları, amel ve ibadetlerini, cehennemden korunma konusunda kendileri için bir garanti saymadıklarını ve ancak Allah’ın lütf u ihsanı sayesinde cehennem azabından kurtulabileceklerine inandıklarını göstermektedir.

4- İktisad
O kulların harcamalarındaki dengeli tavır dördüncü vasıf olarak ifade ediliyor. İlgili ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor: "Rahman'ın o sevgili kulları, harcamalarında ne israf eder, ne de eli sıkı davranırlar; bu ikisinin arasında bir denge tuttururlar." (Furkan/67) İsraf, nimete karşı bir nankörlük, bir vurdumduymazlık, onu önemsememe, küçümseme halini ifade eder ve neticede insanı Mün'im'e yani nimetlerini üzerimizden sağnak sağnak yağdıran Zat'a karşı saygısızlığa götürür. Hem israfa giren, her an, zillete, manen dilenciliğe, sefalete düşme ihtimalleriyle karşı karşı bulunmaktadır. Har vurup harman savuran, ölçüsüz, dengesiz bir şekilde harcamalarda bulunan müsrif kişiyi Kur'an-ı Kerim "şeytanların kardeşleri" olarak tasvif etmektedir. İlgili ayetlerde şöyle buyrulur: "Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür." (İsra/26-27) Cimrilik de, insanı cehenneme sürükleyen kötü bir haslettir. Allah Rasulü (sas) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Cimri Allah'tan uzaktır, cennetten uzaktır, insanlardan uzaktır. Cehenneme yakındır." (Tirmizî, Birr, 40)
İşte Rahman'ın has kulları, infakta bulunurken, harcama yaparken, ne eli sıkı davranıp cimriliğe girer, ne de bir kuruş dahi olsa boş yere harcamada bulunur. Cömertlik ve civanmertlikle, iktisat ve kanaatle hayatlarını bereket ve huzur içinde devam ettirirler.
Rabbim hepimizi bu özelliklere sahip kendisine yakın kıldığı o has ve sevgili kullarından eylesin. Amin!

Hamdi İşcan

16:00 | Etiketler: Tefekkür | 0 Kişi yorum bıraktı  

Grup Dem - Rüzgar

Çok beğendiğim bir ezgi, Grup Dem'den Rüzgar..
Buyrun bir dinleyin..

15:43 | Etiketler: Videolar | 2 Kişi yorum bıraktı  

Duasız Üşür Yürekler..

nefesxw3 Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasız üşür yürekler...

Biliyor musun?..
Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA
KAYBEDiYORSUN!

Çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
Duan zulmet ve şer ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...

Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır..
Bir ayna gibidir tıpkı, içimizi yansıtır bize..
Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan
yüreğimizce..

Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayırlara ermesi, şerre
dua edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır işte..

Duasız üşür yürekler bil!..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
sana ummadık kapılar açan..
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...

Hiç üşümesin.. yüreklerimiz için,
Dualarda buluşalım..

alıntı

15:34 | Etiketler: Dua | 1 Kişi yorum bıraktı  

Bir Bakmayla Batma..

Bakma


Evet insanı bazen bir bakma, bir öpme, bir dokunma, bir anlık gaflet/nefse yenilme insanı dönüşü olmayan bir bataklığa götürebiliyor.

Sizle eski(meyen) harika bir yazıyı paylaşmak istedim.

YARAMAZ KIZ
21 yaşındayım. Yaramazım dedim; ama aslında aklı başındayım. Hayatımda bir kez öylesine platonik ilgim olmuştu. (5-6 yıl önce) geçenlerde iş toplantısında bir bey dikkatlice baktı bana. Hiç oralı olmadım. 9 yaş büyüktü ve nişandan ayrılmıştı. Toplantı sonrası “ASLINDA NEDEN OLMASIN?” dedim. Olay geçti. 2 ay sonra bir toplantı daha. Yine dikkatlice bakmalar. Yavaş yavaş ısınmış hatta bayağı içimden ilgilenmiştim. Ama 2. rauntta da yüz vermedim. Sonra duydum nişanlanmış. YI-KIL-DIM... Meğer ne derece değerliymiş benim için. Döner mi sizce? Fırsat kaçtı mı? Bir-iki kişi istedi bu arada. Oyalandım, ama istemedim. Kabul etmedim.


Dr. Can YARAMAZ KIZ...
1) Belki, böylesi hayırlı olmuştur.

Belki, onlar evlenip mutlu olacaklar. Belki, nişanlısından ayrılıp, seninle evlenecek. Ve sen o adamın değerini bir başka anlayacaksın. Belki evlenip mutsuz olup boşanacak ve sen “nişandan ayrılmış” dediğin adamla (bu sefer dul adamla) evleneceksin. Belki, sen ve o hiç evlenmeyeceksiniz. Belki de, Allah sana ondan çok daha hayırlısını nasip edecek ve her iki tarafta da mutlu olacaksın. Yani ağlama-zırlama, sabret ve bekle bence.

2) Ama onların kurulmak üzere olan yuvasını sallandıracak bir söz ya da harekette bulunma sakın. “Ben seni seviyordum. Toplantıda hep bana bakıyordun. Onu alma, beni al.” bu safhada yuvaya çomak olur.

3) Hiçbir şey yokmuş gibi iş hiyerarşisine devam. Mutluluğu için dua et. Gelir bir sorun iletirse, mutluluk ve beraberlikleri için samimi ol, akıl ver, usûl öğret, yol göster, yollar aç. Ama hep yoldan çekil.

4) Bütün çabalara rağmen bir gün gelir boşanırlarsa, ertesi sabah namazından sonra gidip MAL BULMUŞ gibi kendine isteme. Şoktadır. Teselli et. Zaman tanı. Durulsun.

5) Diyelim ki hayat boyu bu iş olmadı. O zaman da bu duygularını ölünceye dek sakla.


Fırsat kaçtı mı?

Sevgili Yaramaz, bir adam evine 10 kişi davet eder. Kapının girişine de 100 dolar bırakır. Biri görmez parayı. Biri görür, almaz. Biri alır ve cebine koyar. O parayla yatırım yapar bereketlendirir. Diyelim ki bir başkası o parayı alır içeri sevinçle girer ve, “Ne şanslıyım. 100 dolar buldum. Hadi bunu birlikte harcayalım. Yiyip içip eğlenelim.” der... Diğeri ise; “Şu şansa bak. Bula bula 100 dolar buldum. Bu ne işime yarar ki?.. Nerede bunun destesi?” vs. der.

ANLIYORUZ Kİ HAYATTA KARŞIMIZA ÇEŞİTLİ FIRSATLAR ÇIKIYOR VE HER BİRİMİZİN BUNLARI DEĞERLENDİRME TARZIMIZ FARKLI. Son şans mı? Elbette ki değil! Nefes alıp verdiğimiz sürece bu sürprizler ve fırsatlar bizi bulacaktır. Şans illa ki piyangoda ikramiye kazanmak değildir. Sahibimizin sunduğu fırsatları görüp değerlendirmek gerçek ŞANSTIR... Var olmamız, kul olmamız, insan olmamız, bu ülkede doğmamız, sağlıklı olmamız, akıllı olmamız yeterli şanslar ve fırsatlar sayılmaz mı sence? Bir erkeğin bakması son şans olmadığı gibi bunun şans olduğu bile tartışılabilir. - Hangi sebeple bakmıştır? - Neden, niçin ve nasıl bakmıştır? - Belki de bakma niyetini öğrensen, hayat boyu o kişiden nefret edeceksin kim bilir? Kısacası, “Nazar etme!” n’olur...

15:20 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 2 Kişi yorum bıraktı  

Böyle Dostlar, Dostlar Başına

dost

DOSTLARI OLMALI İNSANIN
AYNEN GEMİLERİN
LİMANLARI GİBİ,
ZAMAN ZAMAN
UĞRADIĞIN, YÜKÜNÜ
BOŞALTTIĞIN…
DALGALAR DİNİNCEYE
DEK, KOYNUNDA BEKLEDİĞİN…
SONRA;
AÇIK DENİZLERE
UĞURLAMALI SENİ
GERİ DÖNECEĞİN GÜNÜ
BEKLEMEK UMUDUYLA…
BAZEN RÜZGARA O
AÇMALI YELKENİNİ,
YANAĞINA KONAN BİR
BUSENİN COŞKUSUYLA
HALATLARI ÇÖZMELİ…
SENİ ÇOK AMA
ÇOK ÖZLEMELİ…
DOSTLARI OLMALI İNSANIN
ERMİŞ, BİLGE,
HAYATI EZBERE OKUYABİLEN
DÜŞÜNMEDİKLERİNİ
DÜŞÜNDÜREBİLEN
SENİ BİR CANBAZ İPİNDE,
GÜVENDE TUTABİLEN
GEREKTİĞİNDE SENİN İÇİN
ATEŞİ TUTABİLEN
YOLUNA IŞIK TUTAN…
ŞEKİLLENDİRMEYİ
ÖĞRETMELİ SANA,
HAYATIN ÇÖMLEĞİNİ…
SANA VERMELİ, SOĞUK
BİR KIŞ GÜNÜ
ÜZERİNDEKİ TEK GÖMLEĞİNİ…

Dr.Can

14:52 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 0 Kişi yorum bıraktı  

Aşkın Gözü Kor Olmamalı
"http://www.ebruyuksel.com/resimler/1001resim_askin-gozu-kordur-ask-resimleri.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Eğer susturmasaydım, yüz değil belki bin tane daha kusurunu sayacaktı eşinin. Mübalağa yaptığımın farkındasınız, yüz, bin derken; ama bir hakikata da parmak basmıyor değil bu mübalağa. Hiddet, nefret, öfke hatta her kelimesinde kendini ele veren kin ile kendinden geçmiş konuşuyordu ki, benim yerimde kim olsaydı ‘yeter' der ve sustururdu muhatabını. Bir sabır imtihanı idi onu dinlemek zira. Makinalı tüfek gibi, nefes dahi almadan yapılan konuşma esnasında, araya sıkıştırılan lanet cümleleri de cabası.

Müthiş bir hafızası var eşin. 10 yıllık evlilik hayatlarında cereyan eden ve onları –tabii ki kendi açısından– bu raddeye getiren hadiselerin en küçük detaylarını dahi unutmaması dikkatimi çeken ilk özellik oldu. İnsan, bu kadar menfi maziye, bu kadar kötü hatıralara sahip olduğu hayat arkadaşı ile nasıl beraber olur diye düşündüm kendi kendime önce. Unutmanın Allah'ın ne kadar büyük bir nimeti olduğunu hatırladım tekrardan. İnanın bana böyle bir hafızaya malik olmadığım için şükrettim Rabbime yana yakıla.

Bana kalırsa insan, bu türlü hadiseler karşısında hafızasını, onları ezberleme, muhafaza etme değil unutma noktasında zorlamalıdır. Bütün semavi dinlerde ısrarla üzerinde durulan ‘affetme, bağışlama'yı kendine şiar edinmelidir. İster haklı, isterse haksız olsun affetsin muhatabını ne kaybeder ki insan? Haklı olan insaflı olur zaten. O bağışlar, unutur, geçer. Haksız olana gelince; asıl affetmesi, af için kendini zorlaması gereken odur.

Kaldı ki, affetmek, Allah'ın bir vasfı değil mi? O bizi affetmeseydi, işlediğimiz günahlar karşısında şu an nefes alıyor olabilir miydik acaba? Hele ahirette rahmet, merhamet ve affı ile bize muamelede bulunmazsa, cennete girebileceğimizi mi zannediyoruz amellerimizle? Hepsinden önemlisi “Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmak” bir Peygamber buyruğu değil mi bize, sallallahu aleyhi vesellem?

Hadisenin ikinci önemli, dikkat çeken yanı, söz konusu evliliğin aşk evliliği olmasıymış. Deli gibi aşık imişler birbirlerine bu çift. Ailelerini tehdit etmişler, “vermezseniz kaçarız biz, el-aleme rezil olan siz olursunuz, biz değil” demişler. Neden böyle bir sürece girmişler derseniz; çünkü her iki tarafın ailesi de makul bulmamışlar bu işi. Çocukluk hevesi aşk bile değil– demişler. Denk görmemişler, uygun bulmamışlar bu iki gencin bir yuva kurmasını. Halbuki hangi anne-baba vardır çocuğunun mutlu yuva kurmasını istemeyecek? Evladının sevdiği, aşık olduğu birisi ile aynı yastığa baş koymasına hayır diyecek? Ama hayat tecrübelerini konuşturmuşlar demek ki ve hayır demişler.

Bunu da duyunca, madem “neden” dedim muhatabıma. Verdiği cevap: “Aşkın gözü körmüş. Bu ve benzeri davranışları o zaman da yapıyordu; yapıyordu ama görmüyordum ben onları demek ki! Bakmak ile görmek arasındaki fark derler ya, işte benim durumum buna güzel bir örnek herhalde. Birlikte yaşıyorduk o flört ve nişanlılık dönemini. Dolayısıyla gözümün önünde cereyan ediyordu şimdi beni boşanmanın eşiğine getiren hadiseler; fakat görmüyordum. Dedim ya aşkın gözü!..”

Evlenecek gençlerin anne-babanın da görüşünü alması, alması gerektiği hususunu bir kenara koyarak şu aşkın gözü üzerinde durmak istiyorum. Bence, evlilikte hissiyat çok önemlidir. Eşlerin birbirlerine karşı besledikleri kalbi hisler, yuvanın huzur ve mutluluk ocağı haline gelmesi için vazgeçilmez ve yeri başka bir şeyle doldurulmaz bir şarttır. Eskiler, ‘evvelemirde' derlerdi bu türlü durumları ifade ederken. Evet, ‘evvelemirde', ‘olmazsa olmaz' bir şarttır hissiyat bir yuva için.

Fakat bu demek değildir ki, akıl, mantık, muhakeme hissiyata mağlup olsun. Hayır, olmamalı. Çünkü yuvada his kadar akıl, mantık ve muhakemeye de ihtiyaç var; hem kurulmasında, hem de devamında. Hele devamında, hele devamında. Beraberliğin uzamasına bağlı olarak eşlerin birbirlerine karşı olan hislerinin aşınması tabiidir. Bu durumda yuvayı ayakta tutan akıldır, mantıktır, muhakemedir.

Aşkın gözü kör olmamalı diyorum ben. Tamir ettirelim onu bir tamirciye gidip.

Ya da göz doktoruna götürüp tedavi ettirelim. Ameliyat gerekiyorsa, parasını sağdan soldan bulup mutlaka ameliyat ettirelim onu. Yurt içinde tedavisi mümkün değilse, Avrupa'ya, ABD'ye, ne bileyim uzaya, Mars'a, Venüs'e, Jüpiter'e götürelim aşkı, veya uzmanlar getirelim oradan memleketimize eğer varsa ve mümkünse.

Ya da sosyal bilimcilerin tartışma konusu yapalım. Kitaplar sipariş edelim; uzman kalemler düzeltsinler şu aşkın gözünü. Konferanslar, paneller, sempozyumlar düzenleyelim, şu kör göze neşter vurmak için. Yediden yetmişe toplayalım herkesi futbol stadyumlarına toplandığımız gibi. Gerekirse zor kullanalım, polis, jandarma gücünü devreye sokalım, hariçte bir tek kişinin bile kalmaması için ve dinleyin, öğrenin ve amel edin diyelim o stadyumlarına topladığımız insanlara.

Hukuka, siyasete müracat edelim isterseniz. Mecliste müzakere etsinler saatlerce, günlerce. Komisyonlar kurulsun, kanunlar çıksın, oylamalar yapılsın ve ilan edilsin aşkın kör gözü düzelmiştir diye.

Ve sonra tamircinin tamir, göz doktorunun ameliyat ettiği aşkın kör gözü sağlam olarak iade edilsin vatan sathında nefes alıp veren her kişiye. Ya da sosyal bilimcilerin yaptıkları konferanslarla çözüp, siyaset adamlarının kanunlaştırdığı bu sağlam gözlü aşkın özellikleri bir tamimle duyurulsun her vatan evladına. Evde, arabada, işyerinde her yerde bulundurmak, hatta okumak, ezberlemek mecburi olsun. Özellikle evlilik arefesinde olan gençler iyi okusun bunu. Okusun ki sadece kendi hayatlarını, çocuklarını, ailelerini değil, bütün toplumu ilgilendiren böylesi hayati bir konuda daha dikkatli ve temkinli davransınlar.

Bir ömür boyu aynı yastığa baş koyacak eşlerini seçerken kör gözle değil, sağlam gözle seçsinler. Hissiyatları, akıl ve mantıklarına galebe çalmasın.


Ahmet Kurucan

16:21 | Etiketler: Kadın/Aile | 0 Kişi yorum bıraktı  

Yirmidördüncü Söz'den Damlayanlar..



Çoğumuzun evinde; oturma odasında, salonunda veya yatak odasında bir esmâ-i hüsnâ tablosu mevcuttur. İsimlerin manalarını bilmeseler de bizim insanımız o isimlerde bir gücün, azametin, yüceliğin yattığının farkındadır. Biz de bu isimlerin altındaki sırları merak edip öğrenmek isteyenleri Yirmidördüncü Söz’ü okumaya davet ediyoruz. Bu sözde “Hârika-i Zaman” Said Nursî Hazretleri “O Allah ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler Onundur” mealindeki âyetin hakikatlerine dair bazı açıklamalarda bulunuyor. Bu hakikatler beş ayrı dal altında ele alındığından risalelere âşina insanlar tarafından bu söz aynı zamanda “Dallar” diye de anılır ve bu dallarda birbirinden farklı, birbirinden leziz meyveler vardır. “Şu Söz Beş Daldır. Dördüncü Dala dikkat et. Beşinci Dala yapış, çık, meyvelerini kopar, al.”

Herbir âlemde, herbir taifede Allah-u Teâlâ’nın isimlerinden bir isim hâkim olup diğer isimler ona tabidir. Dikkat edilecek olursa risalede “tâbi” kelimesi kullanılıyor, yani diğer isimler tamamen kaybolmuyor, tâbiri câizse onlar bir adım geriye çekiliyor ve hangi isim o mertebede hâkim olacaksa o önde kalıyor.

Bizim genellikle sadece isim ve sıfatlardan haberdâr olduğumuz söylenebilir. Üstad ise burada perdeler, isimler, şuûnat, temessülat, ünvanlar, zuhûrat, tasarrufat... gibi kelimeleri kullanıyor. Halk arasında 99 güzel isim diye yaygın olan isimler Hazreti Ebu Hureyre’nin rivâyet ettiği bir hadisle gelmiştir. Fakat başka hadislerde bin isimden bahsediliyor. Acaba Üstad’ın sıraladığı bu değişik ifadeler bu bin ismin haricinde midir? Çünkü biz biliyoruz ki Rabbimizin birçok ismi vardır: bazısını herkes bilir, bazısına sadece Allah Rasûlü vâkıftır, bazısını ise sadece ama sadece Rabbimizin kendisi bilir. Burada isimlerin içinde bulundukları gruplar (ya da kategoriler) için kullanılan tamlamalar da insanı biraz düşünmeye sevketmektedir; rububiyetinin mertebelerinde... ulûhiyetinin dairelerinde... kudretinin tasarrufâtında... sıfatlarının tecelliyâtında... ef’âlinin cilvelerinde... Dikkat edilmesi gereken ilginç bir nokta da şudur ki, Üstad “...ve rengârenk san’atında ve mütenevvi masnuâtında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli rububiyyâtı vardır.” demiş ve bizim müfred (tekil) olarak kullandığımız rubûbiyet lafzını burada “rububiyyât” şeklinde cemî (çoğul) olarak kullanmış.

İsimlerin farklılığı melâikenin ibadetlerinin farklılığını ve insanların farklı farklı derecelerde olmasını netice verir. “İsâ Aleyhisselâm, sair esmâ ile beraber, Kadîr ismi onda daha galiptir. Ehl-i aşkta Vedûd ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir.” Yine Üstad’ın vurguladığı gibi esmânın cilvelerinin renkleri mazhara göre tenevvü eder, ayrı ayrı olur. Bu isimlerdeki çeşitliliğe bir misal verecek olursak; Nâs suresinde 3 ünvan (Rab, Mâlik ve İlah) ile istiâze ediyor, besmelede ise yine 3 isim (Allah, Rahman ve Rahim) ile istiânede bulunuyoruz.

Kıyamet alâmetleri ve ahirzamanda vukû bulacak hadiseler: Mehdi, Mesih, Deccal, Süfyan, Ye’cüc ve Me’cüc gibi konuları içeren hadisler birçok insan tarafından yanlış anlaşılmış; bazıları bu hadislere mevzû derken, bazıları hadisleri inkar etmişlerdir. Üstad burada bize bir ders veriyor ve diyor ki “aklın hilâf-ı hakikat gördüğü bir hadisin inkârına kalkışma. “Ya bir tefsiri, ya bir tevili, ya bir tabiri vardır” de, ilişme.” Çünkü hadislerin de Kur’an’ın müteşabihatı gibi müşkilâtı vardır. İfadeleri dikkatlice okumalı, üzerinde düşünmeli, iyi yorum yapmalı ve hemen kesin hükme varmamalıdır. Bundan dolayı Üstad Hazretleri hadisleri yorumlarken lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah, ve’l-ilmü indallah, ev kemâ kal, -indallah- tabiri şudur gibi ifadeler kullanarak temkinle hareket ettiğini göstermiştir. Bir de bu gibi hadislerde yer alan hususlar imana ait meselelerden olmadığı için kesin bir delil aranmaz.

Üstad, Yedinci Asıl’da zikrettiği, dünyanın Sevr ve Hût üzerinde olması meselesini 14. Lema’da geniş bir şekilde açıklarken, Sekizinci Asıl’da kısmen üzerinde durduğu Ye’cüc ve Me’cüc mevzuunu 16. Lema’da müstakil bir konu olarak ele alıyor. Yine Sekizinci Asıl’da kısmen temas ettiği bazı gizli, saklı şeylere, insanın bilemeyeği bazı olaylara yine 16. Lema’da izah getiriyor.

Hepimiz Kur’an-ı Kerim’de 114 sûre ve 6000 küsür -besmelelerin sayısı hakkındaki ihtilaftan ötürü 6666 demedik- âyet olduğunu biliriz. Ama ne var ki kaç tane harf olduğunu bilmeyiz. İşte burada Üstad Hazretleri bize Kur’an-ı Hakîm’de 300620 harf olduğunu söylüyor.

Üçüncü Dal’ın sonunda Üstad yeryüzü ve gökyüzü arasında bir karşılaştırma yapıyor ve birçok sebep sıraladıktan sonra diyor ki “...Kur’an-ı Hakîm, semâvâta nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan arzı, bütün semâvâta karşı, küçücük kalbi büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefeye, bütün semâvâtı bir kefeye koyuyor.”

Fatih Harpcı

16:05 | Etiketler: Nur Bahçesi | 0 Kişi yorum bıraktı  

Hani var ya, toprağın altında da hayat var!

Sibel-Bursa
Can abi var ya, bugün iş çıkışı mail’inizi alıp okuyunca dünya ve içindekiler bile az gelir, sanki dünyalar benim oldu. Yıllarca para biriktirip umreye gidebilecek param olduğunda bu kadar sevinmiş miydim bilmiyorum. Şu an bile saatler sonra size yazarken gözyaşlarımdan hangi tuşa bastığımın farkında bile değilim. Hani var ya bir hadiste; bir kişi diğerini sevindirdiğinde o sevinçten bir melek yaratılır da sevindiren kişi ölünce onun mezarına girip “Beni hatırladın mı?” dermiş...

-“Ben senin sevindirdiğin filanca için yaratılan meleğim. Kabirdeki sorularına vereceğin cevaplara yardım edip derecelerini ve cennetteki yerlerini sana seyrettireceğim ve mahşerde sana şefaat edeceğim. Görevim bu.” dermiş. Hani var ya Can abi, o melekle karşılaştığınızda anlayacaksınız sevincimi...


Dr. Can

Hani var ya, canımcım, kızımcım, Sibelcim... Senenin bir haftasında ya da 15 gününde, gecenin bir saatinde yatar “uyuyalım” derim de gözümü uyku tutmaz. Hayalen tahta sandığıma biner, dostlarımın kucağında yerin altına girerim. Üstüme toprak yorganım örtülür ve benim klostrofobim başlar. (Kapalı yer bunaltısı). Sonra öylesine sevdiğim sınav (ÖSS)’dan beter sualler gelir peş peşe... Depresif gözyaşlarımla, takırdayan kemiklerim ve sıkışan ruhumu kurtarmak üzere yatağımdan yorganı atarak fırlar, ışıkları yakar;

“Bir mektup daha yazmalıyım.” Hacı Kemal Abi gibi “Belki bu son yazma fırsatımdır ve belki bu son mektuba verdiğim cevapla orada sorulara cevap vermem mümkün olabilir.” derim.

Hani var ya mail’inle beni öyle sevindirip bu kaygılarımı öylesine giderdin ki... Belki meslektaşlarım bana ölüm korkusu, kapalı yer fobisi, depresyon gibi teşhisler koymaya hazırlanıyorlardı. Fakat bu endişe insanı değil, depresyona, paranoid şizofrene bile sokar ve delirtir. Burada ilacı olsa bile, orada ne eczanesi ne de ilacı mevcut. O yüzden hep derim; “Herkes bulunduğu yerde bir Dr. Can olmalı ve dostlarının dertleriyle dertlenmeli” bugün benim Dr. Can’ım sen oldun Sibel kızım. Ve öyle bir sevindirdin ki beni, sana orada benim sevincim adına gelecek olan ‘Sevinç Meleğim’ senin meleğini döver.

Hani var ya, güzel kalpli kızım. Senin mail’inde önce şu epeydir zam yüzü görmeyen maaşım için “genel müdürüme çıkayım ve bir miktar artış dileneyim” diyordum. Mektubundan sonra senin gibi sevinçten “çığlıklar” attığını yazan “şok”tan postacıya sarılıp öptüğünü anlatan ve telefonun diğer ucunda coşku ve şaşkınlıktan ağlayıp konuşamayan yüzlerce Can’ım okurlarımı düşündüm. Çıkamadım genel müdürüme. Hatta maaşıma da indirime gider diye de randevumu iptal ettirdim. Eğer bana bu mektup sevinciyle bahçeli bir ev, araba ve iyi çalışan bir fabrika hediye etseydin bu kadar sevinmezdim.

Hani var ya kızım. Her konuda dua etmeye devam etsem bile korkularım hafifledi ve depresyonum tamamen düzeldi. Senede 10-15 gün de olsa daha rahat uyuyabileceğim artık. Demek ki imanı esasları yudumlayabilmek, kutu kutu antidepresan yutmak gibi bir şeymiş. Tek farkı, “yan tesiri” olmaması ve bir miktar “mai” ile değil de senin umreden getirdiğin bir miktar zemzem ile alınmasıymış...

Hani var ya Sibel evladım. Toprağın altında da hayat varmışı öğrettin bana. Ve bunun küçük, isimsiz ve hatırlanmayan, iyiliklerle dahi elde edilebileceğini gösterdin. Şimdi, benden bir İskender ye istersen. Biliyorum bu son cümleyi yalnızca sen anladın. Belki bir de ruh terbiyecisi, beden hocası İskender anlamıştır.

11:16 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 0 Kişi yorum bıraktı  

Şampiyonu Sen Seç..


6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları heyecanı sürüyor. TIKLAYIN, İZLEYİN, OYUNUZLA ŞAMPİYONU SİZ SEÇİN..

İşte Türkçe Olimpiyatları "Şarkı" finalistleri...






















BAŞTAN SONA TÜRKÇE OLİMPİYATLARI'NDA YAŞANANLAR



09:24 | Etiketler: Gündem | 0 Kişi yorum bıraktı  

Sevgi Dili Türkçe Dünyayı Kucaklıyor

26 May 2008

BU SENE 110 ÜLKEDEN 550 ÖĞRENCİ KATILIYOR. TIKLA, COŞKUYA SEN DE KATIL..

Türkçe olimpiyatları başladı ! - İZLE
Bir yıl çabucak geçti. Dünya çocuklarını Türkçe etrafında buluşturan Türkçe olimpiyatları bugün başladı.


OLİMPİYAT COŞKUSU BAŞLADI



Bu yıl 6'ncısı düzenlenen olimpiyatlarda elemeler Ankara Kızılcahamam'da yapılacak. Yüzü aşkın ülkeyi sevgi diliyle buluşturan olimpiyatlarda dereceye giren öğrenciler ödüllerini Başbakan Erdoğan'ın da katılacağı törenle, İstanbul'da alacaklar. Türkçe Olimpiyatları'nda bu sene bir ilk olarak Türkiye'nin değişik illerinde etkinlikler düzenlenecek.

Bu yıl yine göğsümüz kabaracak, gözlerimiz yaşla dolacak. 7 kıtanın farklı renklerine sahip gençlerin Türkçe konuştuklarını görmek bizleri gururlandıracak. Türkiye yaklaşık 2 hafta boyunca sevgi ve barış için yarışan bu gençleri konuşacak.

Büyük hasret bitti. Dünyanın 110 farklı ülkesinden 500 ü aşkın öğrenci, Türkçe için buluştu. Farklı dili konuşan çocukları 'sevgi diliyle' buluşturan Türkçe Olimpiyatları'nın bu yıl 6'ncısı düzenleniyor. Çin'den Vietnam'a, Tanzanya'dan Uganda'ya Dünya çocukları Ankara Kızılcahamam'da bir araya geldi.

İşte dev projenin tertip komitesi başkanlığını yürüten Meclis Milli Eğitim Komisyonu Başkanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'dan açılış konuşması ve "sıcak bir hoşgeldin" mesajı...

TIKLA İZLE: http://www.samanyoluhaber.com/haber-102615.html

MADAGASKARLI ÖĞRENCİ ''ATABARI''YLA COŞTURDU
BAŞKENT'TE ARNAVUTLUK 'RÜZGARI'
KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ AYAKTA ALKIŞLANDI
DÜNYA ÇOCUKLARI TÜRKİYE'DE
İZLEYENLERİ HAYRAN BIRAKTI - VİDEO
AÇILIŞ TÖRENİNDEN RENKLİ GÖRÜNTÜLER
TÜRKÇE OLİMPİYATLARI'NIN ETKİLEYİCİ TANITIM FİLMLERİ - İZLE
AZERİ ÖĞRENCİDEN VEDA BUSESİ - DİNLE
TEKSASLI ÇOCUKLARA HAYRAN OLACAKSINIZ - İZLE

6. Türkçe Olimpiyatları Videoları (Full):
Dünya Kıyafetleri Yarışmasından Görüntüler
Şiir Yarışması Elemelerinden Görüntüler
Şarkı Yarışması Elemelerinden Enstantaneler
Folklor ve Koro Provalarından Görüntüler
Sevgi diliyle, buluşuyoruz, yarışıyoruz...
Şarkı Yarışması Elemelerinden Görüntüler
Folklor Elemelerinden Görüntüler
Final Yarışmalarından Görüntüler
Final Yarışmalarından Görüntüler
Kayıt Kabul ve Tesis Girişi

türkçe%20y
OLİMPİYATLARLA İLGİLİ HERŞEY:
http://www.turkceolimpiyatlari.org/



13:52 | Etiketler: Gündem | 0 Kişi yorum bıraktı  

Gerçek Aşk (Ben Kimim)

Gerçek aşk

Sevmek dedim, yoluna ölmek dedi.
Yol dedim, Alıp başını gitmek dedi
Gitmek dedim. Bir ahh çekip dostlardan ayrılmak dedi.
Dost dedim, Durdu bana baktı.
Dost diye mırıldandı. “Yüreğime nasıl koysam bilemediğim” dedi.
Yürek dedim. Dünyaları içine sığdıramadığım dedi.
Dünya dedim. “Hayatın bir yüzü” dedi.
‘Yüz’ dedim. Ardında ne gizli bilmediğim dedi.
‘Giz’ dedim. Hep çözmeye çalıştığım’ dedi.
‘Çalışmak’ dedim. Bitmeyecek öykü’ dedi.
‘Öykü dedim. ‘Binlercesini içimde gizliyorum’ dedi.
‘Gizlemek’ dedim. İşte her şeyin bitimi dedi.
‘Şey’ dedim. ‘Sevda ‘ dedi.
‘Sevda’ dedim. ‘Peşinden koştuğum’ dedi.
‘Koşmak’ dedim
Hayat bir maraton’ dedi.
‘Hayat’ dedim. Öyle kısa ki dedi.
Niçin diye kısa diye sordum
Yaşanacak çok şey var zaman yok2 dedi.
Yaşanması gereken ne var diye sordum.
‘Aşk’ dedi.
‘Kaç kere?’ diye sordum.
‘Bin kere’ dedi, ‘milyon kere’
‘Neden bir kere değil?’ diye sordum.
‘Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk’ dedi.
‘Önce ona varsan olmaz mı? Diye sordum.
‘Keşke olsa’ dedi, ‘ama önce yoğrulmak gerek’
‘Acı çekmek mi? Diye sordum.
‘Evet, aşk acısında yok olmak’ dedi.
‘Yok olunca!.’ Dedim.
‘İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın’ dedi.
‘Gerçek aşk!.’ Dedim.
‘Büyük O!’ dedi.
Durdum .Durdum ve sustum!
‘Neden sustun ? diye sordu.
‘Yüreğim titredi sanki’ dedim.
‘Neden ‘ diye sordu?
‘Bilmiyorum’ dedim büyük O!’
‘Evet.’ Dedi. ‘büyük O!’
‘Nerede?’ diye sordum.
‘Her yerde’ dedi.
‘Nasıl? Diye sordum.
‘Yüreğini aç’ dedi.
‘Yüreğimi açmak!.’ Dedim.
‘Bir tebessümle bak her şeye’ dedi.
‘Tebessüm’ dedim.
‘Her kapının anahtarı’ dedi.
‘Kapı’ dedim.
‘Girmeden bilemezsin’ dedi.
‘Ya korku!’ dedim.
‘Bilinmeyenden korkar insan’ dedi.
‘Ben bilmiyorum’ dedim
‘Neyi?’ diye sordu.
‘Ben’i’ dedim.
‘Sen kimsin?’ diye sordu.
‘Ben kimim diye? Diye sordum.
‘Sevgiyle beslenensin’ dedi.
‘Kimin sevgisiyle?’ diye sordum.
‘Büyük O’nun’. Dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.
Kimsin? Diye sordum.
‘Sen’im’ dedi.

...........alıntı.............

10:05 | Etiketler: Şiir | 0 Kişi yorum bıraktı  

Aşk, Allah'ı Kalbine Davettir..

Aşk Allah F.Can
Ailemin tavsiyeleriyle bir yakınımızla nişanlandım. Yurtdışındaydım. Nişan da uzun sürdü. Maddi sebeplerden aramız bozuldu. Geldim. Düzelttim; ama ayrıldık. Ailem “yeni birisini bul” unutursun diyor. Eskiyi unutayım mı? Yeni birisini arayayım mı? Psikolojimi nasıl düzeltirim?

DR.CAN:

Sevgili F. Can. Soyadınla “Adaş”ız… Mektubunu okurken “al işte” dedim. “İlginç bir mektup daha!” Güleyim mi, ağlayayım mı, üzüleyim mi bilemedim. İlk cümleni düşündüm: “Ailemin tavsiyesiyle”... Şimdi, bir kızı seversin, zamanla tanırsın. “İşte” dersin “Evleneceğim kişi bu”. Sonra tanıdığınız ortak kişilere sorarsın “Tavsiye ederiz iyi kızdır” derler. Anneni babanı istemeye gönderirsin. Söz-nişan olur. Onlar da iyice tanırlar. “Evet oğlum, gelin adayımızı sevdik tavsiye ediyoruz evlen.” derler. Evlenirsin…

Ama sen; yurtdışındasın. “Evlenmek istiyorum.” demişsin. Ailen yazı-tura’yla tek maçta eliminasyon sistemine göre eleyip birini tavsiye etmişler! Sonucunun da böyle olması normaldir.

İkinci cümlen: “Maddi meseleden ayrıldık.” Şimdi, cep telefonu alır gibi tavsiyeyle “alınan” hatun kişiyle “maddi meselelerden” ayrılmak neredeyse kaçınılmazdır.

Üçüncü cümlen: “Nişan uzun sürdü ayrıldık.” Evet, halk arasında nişan uzun sürerse ayrılık olur diye yanlış bir düşünce var. Anlaşma süreci olan nişanda ayrılık olması, anlaşamamak, “yol yakınken ve zararın neresinden dönersen” meselesidir. İyi ya işte evlenip de öyle ayrılmaktansa nişanda OLMADI demek daha iyidir. Diyelim 1 yıl nişanlılık sürdü. 2. yıl sonunda “Şu an iyiyiz. Aramız bozulmadan evlenelim” demek ne derece mantıklı? Hamurun bütün sertliklerini gidermek gerek. Yoksa evlilik stresli iştir. En küçük bir HABBE evlilik sonrası KUBBE olur. Bir de “Boşanmayalım, bari çocuk yapalım!” denir. (HOŞGELDİN ÖMÜR BOYU MUTSUZLUK). İlaveten konjenital (doğuştan) özgüvensiz çocuk sorumluluğu... “Çocuk bende kalacak, hayır bende” ve gazetelerin 3. sayfalarında çıkan “malum” haberler.

Aynı gün söz, nişan, nikah yapanlar var ve maalesef onlar da bir günde boşanabiliyorlar. Hani nişanlılık kısa sürmeliydi?

1) Eskiyi unutayım mı?

Cevap: Evet.

2) Yenisini arayayım mı?

Cevap: Önce Allah’ı ara, bul! Kalbine yerleştir. “Aşk, Allah’ı kalbine davettir” zira… Sonra, bulduğunla, kalbini akort et. Aynı sesleri çıkarıyorsa; İlahi TAVSİYE’ye kulak ver.

3) Psikolojimi nasıl düzeltirim?

Cevap: Kalbine misafir ettiğin VEDUD, hem kalp doktoru, hem de ruh doktorudur.

Ücreti ZİKİR, FİKİR ve ŞÜKÜR’dür.

Vergisi, ibadet ve duadır. KDV’si ise CENNETTİR. Mutluluklar

10:03 | | 0 Kişi yorum bıraktı  

Hepimizin Rengi Kahve-rengi Tonlarda

Hepimizin rengi kahve-rengi tonlarda

toprak rengi

Yasemin Su - Almanya

Yürüdükçe yollar kayıp gidiyor,
Kaygılar her dalda acı meyve…
Son basamaktan düşünce insan, otobüste
Kaçıncı yolcu olduğunu unutuyor…

Düşünceler sürüklerken “Bir kazma ucu”na beni
Hangi durakta indiğimi hatırladım.
Vakitsiz duraklarda inmeliymiş insan…
Bir zamanlar elmalı şekerler vardı
Şimdiki gözlerim kadar kırmızı
Bağırdı mı Hulusi amca “Boza” diye
Şimdiki gözyaşlarım kadar sıcak…
Koşuşturduğumuz toprak yollar,
Ayşe ninenin iniltileri
Çınar dedenin yaprak terapisi
Şimdiki kulağımı çınlatan delik deşik hatıralar
İlk adımım, çimenlerde yuvarlanışım
“Mavi gözlü bebeğim yok” diye hıçkırıklarım
Şimdi ise beynime ve
“Emel”lerime zorla adım attırdığım ayaklarımla
Uyanmak istemeyen kahverengi gözlerim…
Ve, ruhumu kemiren sorular; hangisi gerçek?
Güneşin yakıcı, denizin hırçın, yoksa
Toprağın vefalı oluşu mu?
Bu çemberin çıkış kapısı nerede Can abi?
Şimdi benim rengim ne Can abi?
Bulursanız şayet, yazar mısınız?

Dr. Can

Sevgili Yasemin…

Senin rengin kırmızı güzel kızım.

Tıpkı çocukluğundaki elmalı şekerin ve tıpkı şimdi tutkuyla sarıldığın bayrağın gibi. Sen “mavi”sin Yasemin… “Neden yok?” dediğin bebeğinin gözleri ve aşkla ufuklarına kulaç attığın hırçın denizin gibi rengin iniltili, rengin çileli, rengin boza sıcağı, rengin terapist yaprakların yeşili güzel kızım. Sen su rengindesin. Yaseminin beyazını içinde kırarak tayf misali, gökkuşağı renklerine ayrıştıran su. Sen gökkuşağı rengindesin.

Vakitsiz duraklarda inlemeli

Ben hep Rabb’isine tesbihat şarkıları besteleyen ağustos böceğini, dünyalık yiyeceğini depo etmek hırsıyla çalışan karıncaya tercih etmişimdir. Dr. Can’ın son durağı konusunu da, karınca gibi çalışan; ama okurlarına yazarken masasında çatlayıp kala-kalan, şeklinde hayal etmiştim.

- “Dün akşam elektrikler kesikti. Mum ışığında senin mektubunu okurken elimde kalem, kazmanın ucunun sesini duydum. Vefalı toprağa dokundukça kahverengi tonlardaki parçacıklar uçuşuyordu gözlerimde. Yüzüm kirece çaldı. Sadık eşim eli alnımda dua okurken asitten damlalar, gözbebeklerini deliyor ve boynuma dökülüyordu ama hissetmiyordum. Bir durak daha avans verildiğini, sabah uyandığımda anladım…

- “Bir 24 saatim daha var” dedim. Bugün, yanlış bir şey yapmayacak, doğrularımla, bu akşamki durakta insem bile, cennet yolundaki azığımı düne nazaran artıracaktım. Cırcır böceği gibi dudaklarımı kımıldatmaya başladım. Öğlen Ankara’dan dostum Fatih geldi. Simidimi paylaştım, fincanına çay koydum.

- “Dün akşam” dedi. “Sohbetteydim. Sizden bahsedildi. Birisi Can abi rahatsızmış dua edelim.” dedi. “Reklâm arası verdik size dua ettik.”… Gülümsedim. “Teşekkürler Ankara.” dedim. Öğle sonu, öğretmen eşim, her gün yengesinin pabucunu ödünç giyen öğrencisi Fatma’ya ayakkabı alacakmış. Cebimdeki param 75 yeni kuruş eksiğiyle Fatoş’a da yetti. Sık sık “Senden başka ilah yok.” dedim ve dilimle kalbimi akort ettim!!!

Bugün sanki daha bir hazırım Yasemin. Daha bir mutluyum. Sana yazabiliyorum. Ve en önemli renk var sırada. Senin, Dr. Can’ın ve tüm can taşıyanların rengi bu. O’na açılan kapının eşiğinin rengi. Alnımızı meleklere öptürdüğümüz vefalı toprak ve onun kahverengi tonları…

Tıpkı şimdilerde “uyanmak istemiyor” dediğin gözlerin gibi, kahverengi senin rengin. Kazmanın ucundaki esrarengiz renk. Senin ve hepimizin ışıltılı rengi…

10:01 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 0 Kişi yorum bıraktı  

Hayırdır, Moralin Niye Bozuk?

Moralin bozuk
HZ. ADEM (A.S.)GİBİ 200 SENE TEVBE Mİ ETTİN?
HZ.İBRAHİM GİBİ ATEŞE Mİ ATILDIN?
HZ.ZEKERİYYA (a.s)GİBİ TESTEREYLE Mİ KESİLDİN?
HZ.YUSUF (as) GİBİ KUYUYA MI ATILDIN?
HZ.MUHAMMED (sav) GİBİ TAİF'TE TAŞLANDIN MI, BAŞINA İŞKEMBE Mİ KONULDU NAMAZ KILARKEN, DİŞİN Mİ KIRILDI, YÜZÜNE TÜKÜRÜK MÜ ATILDI, HİCRETE Mİ ZORLANDIN, SEVDİKLERİNDEN Mİ AYRILDIN?
HZ.HAMZA (r.a) GİBİ BURNUN KULAĞIN MI KESİLDİ?
MUSAB BİN UMEYR GİBİ KOLLARIN MI KESİLDİ?
CAFER BİN EBU TALİP GİBİ OK, MIZRAK VE KILIÇ DARBELERİYLE YARALANDIN MI?
AMMAR,SÜMEYYE, YASİR GİBİ İŞKENCE Mİ GÖRDÜN?
BİLAL GİBİ KIZGIN KUMLARA YATIRILIP, ÜZERİNE TAŞLARMI KONDU?
YUNUS PEYGAMBER GİBİ DENİZE Mİ ATILDIN?
EYÜP PEYGAMBER GİBİ VÜCUDUNU YARALAR MI KAPLADI?
HZ. İSA GİBİ ÇARMIHA MI GERİLMEK İSTENDİN??
ÜSTAD GİBİ ZİNDANA MI ATILDIN, ZEHİRLENDİN Mİ?

HALA MORALİN Mİ BOZUK?
NE DÜŞÜNÜYORSUN, DÜNYALIK İŞLER Mİ?
SİLKİNELİM, KENDİMİZE GELELİM........?


ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN, TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN, PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN, ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL
FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE, IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN, ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN, YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN, HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN,KUR'AN-I YETERİNCE OKUYUP, HAYATINA TATBİK EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ, CANINDAN, MALINDAN,AİLE BİREYLERİNDEN, HERŞEYDEN ÇOK SEVEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, HAKİKİ MANADA KUL, EFENDİMİZ'E ÜMMET OLAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, EFENDİMİZ'İN ŞEFAATİNE NAİL OLAMAMA KORKUSUYLA ÜZÜL..

09:58 | | 0 Kişi yorum bıraktı  

LamElif

LamElif

09:55 | Etiketler: Dini | 0 Kişi yorum bıraktı  

Küçük Emrah Değil, Küçük Google

TIKLA:

http://www.kucukgoogle.com/

Yorumsuz Geçme

09:53 | | 1 Kişi yorum bıraktı  

Tesettür ve Türban Özel Dosyası

Türban

Başörtüsü, kadını, erkek bakışlarından koruyarak ve cinsiyetler arasındaki sınırları belirleyerek, mahrem alanı, yasak koyarak çizmektedir. Zira cemaatin birliği, erkeğin şerefine bağlıdır ki, bunun da ölçüsü kadının mahrem alanda korunan namusudur.

Kur'an-ı Kerim'de başörtüsü 24 sıra numaralı Nur suresinin 30. âyetinde geçmektedir. “Kadınlar, başörtülerini, göğüslerinin üzerinden bağlasınlar; yani başörtüleriyle göğüslerini de örtsünler” mealindeki bu âyette geçen “humur” kelimesi, başörtüsü manasına gelen “hımâr” kelimesinin çoğuludur.



“Kur'an'da geçen hımâr kelimesi yalnızca örtü manasına gelir, başörtüsü manasına gelmez” diyenler kesinlikle yanılıyorlar. Çünkü bu kelimenin kökünde “örtme, karışma, yaklaşma” gibi manalar varsa da, kökten alınmış farklı kelimelerin (şekillerin) de farklı manaları vardır. Mesela aynı kökten gelen “hamr”, şarap, “hamîr”, hamur mayası, “humâr” akşamdan kalma hali manalarına gelir. Tartışma konumuz olan “hımâr” da başörtüsü ve vücudun bütününü örten örtü manalarında kullanılmıştır.

Tesettür ile ilgili makaleler, sorular ve cevaplar:

Örtünmemek ayıp mı, suç mu, günah mı?

Örtülü ve Özgür

Tesettüre nasıl girebilirim (Ümit Meriç Hanımın röportajı)

Başörtüsünün hükmü nedir? Bası açık gezmek insanı nasıl bir tehlikeye götürür?

Dinen kadının çalışmasında bir sakınca var mıdır? Erkeklerin içinde yanyana çalışması dinen caiz midir?

Kadının dış örtüsü?

Transparan giyimle tesettür olur mu?

Tesettürün, İslama uygun giyimin hikmetleri nelerdir?

Türban Kuranda var mıdır? Örtünme ile ilgili Kuran ayeti olmadığını iddia eden yorumcular peygamberimizin hadislerini de niçin hiçe saymaktalar?

Türban ve başörtüsünün farkı nedir?

Okumak için başörtüsünü takmamak caiz mi?

09:51 | Etiketler: Fıkıh | 0 Kişi yorum bıraktı  

Ölü Şiir



cenaze nedeniyle kapalıdır gözlerim
tutun beni
bağırmak istiyorum!


“... günü öpen ve ağzına alan usta
onca kuşu kaçırdın göğsümün tellerinden
çıraklar ihanet ediyor krallığıma
şamar gibi iniyor suratıma mirasın


arandığımı yazıp şehrin duvarlarına
kaçıyorum
gecenin rahlesinde huysuzlanan ruhumdan


herkes beklerken evet benden giderim
saklı kalır son vedâ
hüzünlü bir yanı var her kuruyan yaprağın


ağaçların kurduyum toprağı eşeleyen
kendimi arasam yine meşgul çalacak
ısıtın ellerimi
yakanızda biraz güneş görünce
çıksın sabahlığıyla karşıma mezarlığım


aslımı inkar ediyorum
/ ben hiç kerem olmadım
dört kişi de olmadım / oturmadım masaya


ölmedi gitmedi bu zevzek tenha
arkamı kolla ve koru beni aşk
kurşun sıkıp geleceğim yalnızlığıma


karaya vurdu yine içimdeki kadırga
canıma da nazarlık takacak mı ayrılık
suyumu tekmilleyen peltek evladım çekil
mühim değil kefenim
/ damı akan toprağım
ben ölmeye alıştım
bırak yakamı artık ...”

tamam
gömün beni!



MEHMET ŞÂMİL

09:46 | Etiketler: Şiir | 0 Kişi yorum bıraktı  

Mutlu olmak, Umutlu Kalmak

(Ayşe-Tunceli)
Can abi. Sanırım bu ilçe beni boğuyor. Halbuki ne umutlarla gelmiştim.

***************************************************************Mutlu olmak ***

Dr.Can:

Değerli Ayşe öğretmen kızım… Allah hem birdir hem de TEK’dir. Bu yüzden olsa gerek (1)’i sever. Peygamberler bir kişidir. Çalışırlar anlatırlar ve etraflarına insanlar birikir. Ağaçlarda yetişen binlerce tohumun her biri tek başına yeni bir ağaç meydana getirecek şekilde yaratılmışlardır. Nice kurtuluş savaşları, devrimler, yeni oluşumlar, Lider, dahi farklı özellikli “reis”lerin dirayet, kıyaset ve basiretleriyle oluşmuştur.

Her yağmur damlasıyla bir melek indiren Allah yer yüzünde BARIŞI ve HUZURU temin edecek olan kendi adına yüceltecek kuralların içinde bu özelliği dercetmiş, üstünsünüz, en iyisiniz, kerem sahibisiniz diyerek onlara AYDINLIK SONUN başlama vuruşunu göstermiştir.

BİR TEK AĞAÇ ORMANI BAŞLATABİLİR,

BİR TEK ÇİCEK BAHARI MÜJDELEYEBİLİR,

BİR TEK DAMLA BARDAĞI TAŞIRABİLİR

BİR TEK DOKUNUŞ AŞKI BAŞLATABİLİR

BİR TEK TEBESSÜM BUZLARI ERİTEBİLİR

BİR TEK OY SEÇİMİ KAZANDIRABİLİR

BİR TEK DUA CENNETİ KAZANDIRABİLİR…

Görüyorsun ya Ayşe öğretmen her şey “BİR TEK SANA BAĞLI” olarak yaratılmış sanki…

14 asır sonra düşmek üzere olan İMAN BAYRAĞINI alıp, talebelerini her bir yöne göndererek nurlar saçan “bedî’” insanın arkadaş ve kardeşleri de bu özgüven ve imanlarıyla dağılmamışlar mıydı yer yüzüne? Ve şimdi de bu konsantre imanı sulandırıp sulandırıp yer yüzünün en ücra köyüne gidip tek başına okullar açan gariplere ne demeli? Şimdi bu şartlar çerçevesinde sen, Kutlu AYŞE öğretmen; kazanma rampasının zirvesine gelmişken kaybedenlerden mi olacaksın? Pöh! Biliyorum senin de öyle bir niyetin yok zaten. Sen de sâdıklardan olarak SABIR, CEHD, GAYRET ve MUTLAKA ŞEVK içinde olmalısın. Manen ellerinden öperim öğretmenim. Hayat sana mutluluk getirsin.

09:44 | | 0 Kişi yorum bıraktı  

200 Yüzlü

Avşar/Kayseri Her şeyimle iyi bir insan olmaya çalışırken yine de nefsime hakim olamıyorum. (Göz zinası) Sonra hemen secdeye kapanıp tövbe ediyorum.

Sonra kalkıp bir de Allah’tan, Peygamber’den söz ediyorum. Ben kimim ki?.. Bu ikiyüzlülükten nasıl kurtulacağım abi?

Dr. Can

Sevgili Avşar Bey;

1) İster ibadetlerimizde, isterse erdemli kararlarımızın uygulamasında insanlar karşısında ve yanında olmakla, yalnız olmak arasında “maalesef” büyük farklar bulunmaktadır.

2) Aslında böyle bir fark olmamalı ya da illa ki olacaksa “yalnız kalındığında” oluşan ruh halimizin lehine bir fark olmalıdır.

3) Uhuvvet ve ihlas prensiplerine göre halkın ya da arkadaşların arasında mütevazi, sade ve objektif olmalı (ki ayranlar kabarmasın ve riya olmasın); ama gece kendi kendimize sabaha dek secdede, subjektif, nefsimize karşı savcı ve hatta takva konularında idealist olmalıyız.

4) Başkasının parasıyla kurban kesmek kolay olurmuş. Diyeceksin ki “Sen böyle misiniz?” Tabii ki cevabım “Maalesef hayır”… “O halde “öyle ol” ve “O zaman yaz.” dediğini duyar gibi oluyorum. Eğer ben bunları yapsaydım zaten yazmazdım. Zira;

A) Bravo doktora. Nefsinde yaşamadığı şeyi yazmıyor derdiniz. O da beni bozar…

B) Bu güzellikleri yaşasaydım Dr. Can’ı yazmaz “Havadis-ül Cenne” diye bir gazete çıkarıp medya patronu olurdum…

C) Evet, yaşayışım “eğri” olabilir, ama hiç olmazsa yazılarım “doğru” olsun istedim.

5) Ayrıca, sana da bana da teselli olacak bir anekdot aktarmak isterim. Hz. Ebu Bekir (ra) “Ya Resulallah. Senin yanındayken çok mutlu ve inançlı oluyorum. Çıkıp eve gidince ben sanki o ben değilim.” demiş. Efendimiz (sas), mealen “Her daim benim yanındaki gibi olsanız melekler etrafınıza üşüşür, sizinle selamlaşırdı.” buyurmuştur.

6) Evet sevgili Avşar bey… İman ve günaha karşı sabır her an aynı kesafette olmuyor maalesef. Ya da farklı bir görüşle şöyle de diyebiliriz: Camide namaz kılarken “insanların bizi gördüğüne” inanırız ve adam gibi kılar, adam gibi düşünürüz de, EVDE YALNIZKEN ALLAH’IN BİZİ GÖRDÜĞÜNÜ UNUTUVERİRİZ!

7) İzin verirsen kendin için yazdığın “Bu ikiyüzlülük” konusunu ben Dr. Can için yazayım ve dua istirham edeyim…

Avşar/Kayseri Her şeyimle iyi bir insan olmaya çalışırken yine de nefsime hakim olamıyorum. (Göz zinası) Sonra hemen secdeye kapanıp tövbe ediyorum.

Sonra kalkıp bir de Allah’tan, Peygamber’den söz ediyorum. Ben kimim ki?.. Bu ikiyüzlülükten nasıl kurtulacağım abi?

Dr. Can

Sevgili Avşar Bey;

1) İster ibadetlerimizde, isterse erdemli kararlarımızın uygulamasında insanlar karşısında ve yanında olmakla, yalnız olmak arasında “maalesef” büyük farklar bulunmaktadır.

2) Aslında böyle bir fark olmamalı ya da illa ki olacaksa “yalnız kalındığında” oluşan ruh halimizin lehine bir fark olmalıdır.

3) Uhuvvet ve ihlas prensiplerine göre halkın ya da arkadaşların arasında mütevazi, sade ve objektif olmalı (ki ayranlar kabarmasın ve riya olmasın); ama gece kendi kendimize sabaha dek secdede, subjektif, nefsimize karşı savcı ve hatta takva konularında idealist olmalıyız.

4) Başkasının parasıyla kurban kesmek kolay olurmuş. Diyeceksin ki “Sen böyle misiniz?” Tabii ki cevabım “Maalesef hayır”… “O halde “öyle ol” ve “O zaman yaz.” dediğini duyar gibi oluyorum. Eğer ben bunları yapsaydım zaten yazmazdım. Zira;

A) Bravo doktora. Nefsinde yaşamadığı şeyi yazmıyor derdiniz. O da beni bozar…

B) Bu güzellikleri yaşasaydım Dr. Can’ı yazmaz “Havadis-ül Cenne” diye bir gazete çıkarıp medya patronu olurdum…

C) Evet, yaşayışım “eğri” olabilir, ama hiç olmazsa yazılarım “doğru” olsun istedim.

5) Ayrıca, sana da bana da teselli olacak bir anekdot aktarmak isterim. Hz. Ebu Bekir (ra) “Ya Resulallah. Senin yanındayken çok mutlu ve inançlı oluyorum. Çıkıp eve gidince ben sanki o ben değilim.” demiş. Efendimiz (sas), mealen “Her daim benim yanındaki gibi olsanız melekler etrafınıza üşüşür, sizinle selamlaşırdı.” buyurmuştur.

6) Evet sevgili Avşar bey… İman ve günaha karşı sabır her an aynı kesafette olmuyor maalesef. Ya da farklı bir görüşle şöyle de diyebiliriz: Camide namaz kılarken “insanların bizi gördüğüne” inanırız ve adam gibi kılar, adam gibi düşünürüz de, EVDE YALNIZKEN ALLAH’IN BİZİ GÖRDÜĞÜNÜ UNUTUVERİRİZ!

7) İzin verirsen kendin için yazdığın “Bu ikiyüzlülük” konusunu ben Dr. Can için yazayım ve dua istirham edeyim…

09:41 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 0 Kişi yorum bıraktı  

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Kaydol: Kayıtlar (Atom)


  • YAZDIĞIM KONULAR

    • Alıntı (1)
    • Aşk-Sevgi (1)
    • Dini (4)
    • Dr.Can'ın Yazıları (10)
    • Dua (2)
    • Fıkıh (2)
    • Gündem (2)
    • Kadın/Aile (1)
    • Not (1)
    • Nur Bahçesi (1)
    • Şiir (2)
    • Tebessüm (3)
    • Tefekkür (1)
    • Videolar (3)
    • Yazılarım (3)

    SON YAZILARIM

    Yükleniyor...

    çok okunanlar

    Son Yorumlar

    Web Stats
  • Bendeniz...

    Fotoğrafım
    Dr.Can
    Profilimin tamamını görüntüle

    Eski(meyen) Yazılarım

    • Mayıs 2009 (1)
    • Şubat 2009 (1)
    • Eylül 2008 (1)
    • Haziran 2008 (10)
    • Mayıs 2008 (27)

    Takip Ettiklerim

    • Arzu-hal
    • Ay-sima
    • Bir Tutam Hayat
    • Ebedi Mutluluk
    • Gûher
    • Miray's Diary
    • Nur
    • Şev Lal

Copyright 2008 Free Premium Wordpress Themes and BlackQuanta | Bloggerized by : GosuBlogger