Bi süre ara veriyorum. Askerlik dönüş inşallah tekrar yazarım. Yeniliklerle dönmek ümidiyle.
Dua ile..
Yeniliklerle..Yeniden..İnşallah
10.May.2009
04:28 | Etiketler: Yazılarım | 0 Kişi yorum bıraktı
Öyle 'içimsin' ki, sevgili...
14.Şub.2009
"Tamirci çırağı, tulumunu giymiş, yüzü gözü motor yağına, egzoz kirine ve kaporta çamuruna bulanmış vaziyette, altına yattığı arabanın fettan, sarışın, burjuva güzeli, yüksek topuklu, naylon çoraplı şuh sahibesinin aşkıyla yanıp tutuşuyordu.
İşi bitince arabayı arapsabunuyla köpürtüyor, az kullanılmış süngeri ile okşarcasına siliyor, paspasları şişenin dibindeki limon kolonyası damlaları ile tütsülüyordu...
Nihai hamle kalmıştı. Sevdalısı neredeyse arabayı almaya gelmek üzereydi. Helaya girip kırık aynasını kullanarak, gres yağından mamul jölesini kullanarak saçlarına sürdü. Şimdi de sıra tükürüğü ile kaşlarını düzeltmeye, egzoz isi dudaklarını diliyle temizlemeye gelmişti.
Kirli tulumlarını çıkardı, gömleğini çekiştirerek düzeltti ve pabucunu ÜSTÜBÜ ile sildi...
Bildik, sert ve kırıcı bir sesle;
-GİY DEDİ TULUMLARI” ustası, İŞÇİSİN SEN, İŞÇİ KAL! BURADA BEN (yani ustan) VARKEN SANA MI KALMIŞ ELİN DİLBERİNE AŞIK OLMAK! "
Artısı var eksiği yok 30 sene evvel ziyaret için geldiğim İstanbul’da bir bulvar kahvesinde Şubat’ın 14’ünde kahvecinin teybinden yükselen bir şarkıydı. İstanbul bahara durmuş her köşesini, her kişisine aşık ediyor, bense İstanbul’un her dönemecine aşık, büyülü Bizans matmazelini, soylu Osmanlı hanımefendisiyle topluyor, tuttuğum aşkları çıkarıyor, Yeditepe ile çarpıyor, atımı alıp ÜSKÜDAR’ı geçiyorum. İçim burkuluyor tamirci çırağına. Hâlâ öldüğüne inanamadığım Cem Karaca ustaya “bir görsem soracağım” derim hep. “N’oldu o çırak, kalfa ya da usta oldu mu? O kadınla evlendi mi?”
Onun arabası var
Güzel mi güzel,
Bastı mı gaza
Gider mi gider
Aman gizli tutalım
Ustam duyarsa ne der? (hesabı)
***
Şimdiki sevgililer öyle mi ya?..
- Bana NİCK’ini verir misin seni arıcam.
- E-mail gönderdim ulaşmadı. MESİNCIR adresin var mı?
- Bana 2 dk. izin ver. MeSaNe’den görüştüğümüzden olsa gerek tuvalete gidip gelicem. Sık sık gidiyorum.
- Sana sevgili.com’dan gül gönderdim aldın mı?
- Evet teşekkürler. Çok güzel kokuyor.
- Senin server’ına girdim oradaki Ali, Veli, Ahmet kim?
- Ben de geçen gün senin mesajlarını okudum. Yazıklar olsun sana. Hale, Lale, Jale’yi biliyorum artık. Hain.
- Haydi kızım başka kapıya.
- Hüngür...
Ya da kullanılan cümleler biraz farklı:
- Su-i zan etme lütfen. Ne babanın zenginliği ne de senin güzelliğin. Ben senin ruhunu sevdim. İmanını. Başörtünü...
- Ben de hep takva sahibi, içkisi kumarı olmayan, insanlığa hizmet aşkında bir beyle evlenmek istemişimdir. Burçlar da uygun.
- Her gün Cevşen okuyorum. Bir de Cevşen astım boynuma. Seninle cennete uzanan beraberliğimiz için...
- Ben de nazar boncuklu bilekliğimi hiç çıkarmıyom. Annem de muska yazdırmış. Aşkımıza kurşun da döktürcem inşallah.
- İnternetten gönderdiğin fotoğrafın çok güzeldi. Yüzünden nur akıyo. Sen peygamber sülalesinden misin?
- Senin fotoğrafın da çok hoş. Annemler şüphelenmesinler diye okuduğum hadis kitabının arasına koydum. Adın da Enes ya, görürlerse bile Hz. Enes (ra) zannederler.
- Diyosun sen? Bak ne dicem artık görüşsek bi yerlerde...
- Caiz mi? Zaten babam duyarsa öldürür beni.
- Bişi olmaz. İmam nikahı yaparız tamamdır.
3 AY SONRA -bir mektup-
- Dr. Can abi… Hüngür + HÜSRAN + DEPRESYON!..
Hamburgerim NETTEN
SEVGİLİM CHAT’TEN
Hazlarım İNTERNETTEN
Bir elimde fare, bir elimde klavye
İnsan mıyım ben kemikten ETTEN?..
Bugün Sevgililer Günü diye,
İki kontörü mesaj çektim CEPTEN…
Bu devirde böyle kutlanır aşklar
Olsa da dijital, olmasa da KALPTEN! (hesabı)
--------------------------------------------------------------------------------
AŞKTA İHLAS VAR
İhlasla aşkın çok benzerlikleri mevcut. Mesela “Bugün ihlaslı olmaya karar verdim. Saat 14.20 sularında ihlaslı olucam” denmez. Riyasız, galatsız, samimi, duru, iyi niyetli ve Rıza için bir iş yapılırsa ihlaslı olur. Aşık olmaya da karar verilmez. Aşk ne zaman, nerede kimin kalbine geleceğine kendisi karar verir. Yani ilahi bir rast gelme ile Allah kalpleri rezonans ettirir ve duygu frekansları girişime uğrarsa (elektrik aldım diyorlar ya) aşk doğar. Aşk, baştan aşağı samimiyet kokar, ihlas gamzelidir. Durudur. Duyguların incelmesini, hislerin keskinleşmesini, zihnin yükselmesini, kalbin gözlerinin açılmasını ve duyarlılığı getirir.
--------------------------------------------------------------------------------
AŞKTA KUTSALLIK VAR
Evet, keskinleşen duygular, incelen kalp, yükselen zihin ve olgunlaşan ruhunla hayata farklı bakmaya başlarsın. Ağzından, burnundan ve tüm hücrelerinden SEROTONİN, DOPAMİN, ENDORFİN vs. fışkırmaya başlar. Aşk, mutluluk, şevk, bağışıklık hormonların sular seller gibi akar. Yaprakların hışırtısı, cırcır böceğinin tespihatı, yıldızlar, seni duygulandırmaya başlar. Her bir yağmur tanesiyle inen melekleri bir bir görürsün. Hayalen asırlar öncesine gider, vazife başındaki elçiyle görüşür, konuşursun. Kur’an okunurken gözlerin dolar, kıyamda ağlar, rükuda hıçkırır, secdede inlersin. Sevgi dürbünüyle yitirilmiş cennetleri buradan seyredersin. Yani AŞK ALLAH’I KALBİNE DAVET ETMEKTİR. BİRİNE AŞIK OLAN KİŞİ ONUN YÜZÜNDE ALLAH’IN YÜZÜNÜ (Cemal) GÖRÜR... KISACASI BİRİNE AŞIK OLAN ALLAH’A DA AŞIK OLMUŞ DEMEKTİR...
--------------------------------------------------------------------------------
HER GÜN ŞUBAT 14
Böylece ihlaslı, temiz, odaları paklanmış ve sahibi davet edilen KALBE ALLAH yerleşir. Böyle bir kalbe vesile olan SEVGİLİ de oradadır. Artık her gün 14 Şubat’tır.Her an bir elinde GÜL, diğer elinde çikolata, içinde Yaratıcı’yı barındıracak kadar geniş olan kalbinizde SEVGİLİLER GÜNÜ kutlanır, uçsuz bucaksız derinliklerde muhteşemlikler yaşanır. Ailelere haber verilir, söz, nişan yapılır ve cennetteki köşklerin projesine uygun, pembe panjurlu yuvanın tasarımları yapılır.
Bir bahar akşamı rastladım size,
Melekler alkış tuttu ikimize,
Annemler istemeye geldi evinize,
Çikolata, gül getirdik hepinize
Mani yoktu mübarek evliliğimize
14 Şubat’ta karar verdik gelinliğimize... (hesabı)
Evet, AŞK ilahi endeksli, samimi, katıksız duygu yoğunluğunu ifade eder. Aşık olunan kişi, insanın SEVGİLİSİDİR. Nezahet çerçevesinde, ciddi evlilik niyetiyle, kırmızı çizgilere riayetle, iyi niyetli, kibar, soylu ve onurlu bir ilişki başlamıştır. Evlilikten sonra da AŞK ve SEVGİLİLİK devam eder, gerçek aşklar da... Yoksa, kenar mahalle aşkı da diyebileceğimiz, cismaniyete dayalı, şartlara, fiziksel ölçülere, fallara ve burçlara dayanan, seviyesiz, günah kokulu, “arka sokaklarda neler oluyor?” ya da “cebine gelen mesajlar kimden?” sorularıyla yıkılan kumdan şatolar, kartondan evler değil 14 Şubat’ta kutlanan...
--------------------------------------------------------------------------------
HERKESE VE HER ŞEYE AŞK
Yazının başında İstanbul’a olan aşkımı yazmıştım. [u]İnsan yaratılan canlı, cansız neye aşık olursa olsun onun özündeki muhteşem ESMA’yı görüp, önce ve sonra, zahir ve batın her şey ve herkesle beraber önce Allah’a aşık olur. Onun dışında her ANNE bir sevgilidir. Tabii ki baba da. Kurda-kuşa, börtüye-böceğe, dağa-taşa hatta SEVGİLİ ALİ ÇOLAK’ın dediği gibi, bize AŞKI anlatan ŞAİRLERİN aşık olduğu KELİMELERE de aşık olur insan. Kimisi işine kimisi kendine aşıktır. Önemli olan bu aşkları baki kılmak, ebediyete, sonsuza taşımak ve asla PUTLAŞTIRMAMAKTIR. Zira kalbe putlaştırılmış sevgi girince Allah uzaklaşır.
--------------------------------------------------------------------------------
UNUTTUM SANMAYIN
“Doktorlar ilk hastalarına aşık olur” derler, ama bende olmadı. Fakat mektuplara verdiğim cevaplarda gördüğünüz “Sevgili Ali, sevgili Veli, sevgili Ayşe, Fatma”dan anlayacağınız üzre tüm okurlarım benim “sevgili” oğullarım ve “sevgili” kızlarımdır.
UNUTTUĞUM İÇİN DEĞİL
HİÇ UNUTMADIĞIMI
HATIRLATMAK İÇİN
YAZIYORUM.
İÇİNİZDEKİ SEVGİ VE SEVGİLİ
SONSUZA DEK SÜRSÜN... (hesabı)
[Dr.Can (Mehmet Ayvacı abi'yi vefatından önce yazdığı bu güzel Sevgililer Günü yazısı dolayısıyla rahmetle anıyoruz]
04:34 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 1 Kişi yorum bıraktı
Kadir Gecemiz Mübarek Olsun..
21.Eyl.2008
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden azad olan Ramazan'ın son demlerindeyiz..Bildiniz üzre hadisi-i şeriflerde Ramazanın 20'sinden itibaren tek gecelerde (21, 23, 25, 27, 29) aramamız buyrulmuştur..
"Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil" düstûrunca Kadir'i arayıp günahlarından arınan, kurtuluşa erenlerden olmak duasıyla...Kadir gecemiz mübarek olsun..
Dualarınızı beklerim..ve bizi kendimize getireceğine inandığım aşağıdaki muhteşem yazıyı sabırla okumanızı tavsiye ederim.. Okuyun, çok beğeneceksiniz..
YETER ARTIK, YETER
KADİR GECESİNİ FIRSAT BİL
Bunca senedir gönlünce keyfince yaşadın. Gününü gün ettin ve şimdi eli boş olarak, ömür sermayesi tükenmiş bir vaziyette ve hayatın yansını harcamış ve geçirmiş bir durumdasın. Fakat hâlâ gönül eğlencesindesin. Yeter artık.
Defalarca, Yüce Âlemden "Kulum" iltifat ve hitabıyla çağrıldın. Senin bu türlü bir iltifata karşı iki büklüm olmuş vücudun ve ruhunla nefsin hoşuna giden şeylerden istiğna ederek, tozu toprağı göze sürme diye çekeceğine sunardın ve bataklığa sapananlar gibi; lehviyyâta daldın ve hâlâ da balıklamasına dalmaya devam ediyorsun. Boğulup kalmana çok az kaldı. Yeter artik.
Sana cadde-i kübrâ gösterildi. En doğru yola iletildin. O yolun erkânını öğretenlerle hayâlen sohbete kaç defa, ama kaç defa mazhar kılındın. Öyle ki, bazen kendinden geçiyordun. Bir başka âlemle dudak dudağa, göz göze geldiğin, ses tonundan da yüz çizgilerinden de belliydi. O âlemle temasa geçince hâlin başka oluyordu. Ciddî bir tevazu ve mahviyyet içinde kendinden geçiyordun. Bazen o kadar ileri gidiyordun ki, o sohbetin verdiği lezzeti dilini çıkarıp dudaklarını yalamakla ifâde ediyordun. Fakat ne oldu ise bir seneden beri oldu. Kimin nazarı veya bedduası isabet etti, bilmem. Hayır hayır. Ne nazar, ne de beddua isabeti... Belki en büyük düşmanın olan nefsine ve şeytanına tavız vermen, seni bu hâle getirdi. Öyle ki, artık o sohbetten mahrumsun. O âlemle temasa geçemiyorsun. Ah keşke bununla kalsaydın. Senin hem dünyanı, hem de ukbânı berbat eden ve edecek olan şeytanî âlemin içine girdin.Şâyet henüz girdiğin bu kötü âlemden en yakın bir zamanda yıldırım süratiyla gerisin geriye çıkmayıp takva kalesine girmezsen; bu kötü âlemin uğursuz kapılan senin üzerine kapanıp mıhlanacak ve sen bir daha oradan çıkamayacaksın. Dön geriye, çabucak çık oradan; inad edip durma. Yeter artık.
Ya bu hâle ne diyeceksin? Bu neyin nesidir?! Hayâline gelir mi idi hiç, yirmi sene sonra perhizini bozacağın?Hani gözünün üstünde hiç mi hiç kaşın yoktu?
Hani küçüklüğünde karşı cinsin, onlardan kaçınıyorsun diye seni kınamıştı. Hani senelerce bir def acık olsun bakmadın da karşıdakini nerede ise sinirinden çatlatacaktın. Hani bakmaz ve konuşmaz diye tanınıyordun. Ve hani haram yemez-içmez, fuzulî gezmez, mâlâyâni konuşmaz diye ün salmıştın. Şimdi ise bak elin yazmaya bile varmıyor. Amma akşama defterin dürülecek ve yarın da hesabın görülecek, merak etme. Ama şimdi ise fırsat kolluyorsun eğlence yerlerine gitmeye, kadınların seslerini duymaya, vücut hatlarını görmeye, haramı tatmaya, haramı yemeye ve haramla doymaya... Hayâlen onlarsız yasayamaz oldun. Ve nerede ise hakkında kader kitabının sebkat edip eşkiyaların defterine kaydolmanla karşı karşıyasın. Gel vazgeç böyle nefsânî, şeytanî ve hayalî vesveselerden. Vazgeç; hem "ne zamana kadar zâilât-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyât-ı dâimeden tegâfül edeceksin", yeter artık.
Hâlâ vicdanın tefessüh etmemiş olacak ki, ettiğin haltların akabinde mahzun oluyor ve için için kan ağlıyorsun. Biliyorum belki de günaha girmektense ölümü tercih ediyorsun. "Rabbim, günaha gireceksem beni öldür daha iyi diyorsun ve her günahın arkasında, sende binlerce nedamet ofları ve yüzünde pişmanlık çizgileri beliriyor. Amma buna rağmen yine kötü âdetlerine devam ediyorsun. Yarın bu pişmanlığı da yitirir ve kendini haklı görmeye ve mazeret uydurmaya başlarsın. Ne yapıyorsun ben-î âdem, vazgeç bu sevdadan! Yeter artık!
Mubah şeylerle yetinmelerini, haram şeylerden kaçınmalarını şimdiye kadar binlerce insana, hem de çırpınarak duyurmaya çalıştın. Fakat bu anlattıkların nerede! Sen nerede! "Eynesserâ minessüreyya." Senin gibilerinin dudaklarının ateşten makaslarla kesileceğini daha bu sabah sen söylüyordun. Şimdi ise bu vaziyetin nedir? Nasıl dayanacaksın bu ateşe? Ve nasıl dayanacaksın seni dinleyen ve tanıyanların nefret ve lanetlerine? Ne olursun gel aklını başına al! Şu anlattıklarını tatbik et veya yapabildiklerini anlat. Ve illâ yeter artık; Allah'dan utan da, bari dilini kes!
Yahu her şey bir tarafa. Değersiz bir iyilikte bulunduğun kimsenin sana karşı yaptığı en küçük saygısızlığını unutamıyor ve afvedemiyorsun. Ya seni yoktan yaratan, sana ruh veren, seni îmân ve İslâm şerefiyle aziz kılan, sana yüce dostları sevdiren, ruhunu ve bedenini en güzel cihazlarla donatan, hem de verdiklerinin birisinin bile olmayışında, yüzlerce noksanlık ve binlerce zarar meydana gelecek olan şu güzel sureti ve sîreti sana veren Yüce Yaratıcı'ya karşı kulluğunu her halükârda ve en ağır şartlar altında bile göstermen lazım gelirken; farzlarını ihmal ve haramlarını irtikab ediyorsun. Yüce Mevlâ'ya karşı böylesine bir saygısızlık ayıp değil de nedir?
Ne olursun, aklını başına al da, öyle düşün, inhiraflarda bocalayıp istikâmetten kaçtığın yeter artık!
Ümid ederim; bu senin için bir ders olur. Zaten tutunacağın ve bel bağlayacağın hiçbir amelin kalmadı. Ya yoktu veya olanı sen silip süpürdün ve neticede iflas ettin. Artık dakikaların aleyhinde işliyor. Gel, Ramazan-ı Şerifin şu son gecelerini özellikle Kadir gecesini fırsat bilerek ve feyzinden istifâde ederek kendine gelip bir silkiniver. Kendini Yüce Rahman'ın rahmet deryasına atıver. Hem de oradan çıkmamacasına. Orada Rahmetenlil âlemin olan Şerefli Elçi'yi (s.a.v.) ve yüce dostları bulacaksın. Onlardan birisinin eteğine tutunuver. Merak etme, mutlaka sâhil-i selâmete çıkar ve kurtulursun; hem de tertemiz olarak. Belki de hiçbir şey olmamış gibi. Haydi gel; bu kadar direttiğin yeter artık!
Dön Yüce Allah'a Dal rahmet deryasına Tutun O yüce sultana Ulaş kalbî itminana Ve er; ebedî rıdvâna...Ve artık, YETER BUNLAR SANA.
Vehbi Yıldız, İrfan Ordusu
11:51 | Etiketler: Dini | 5 Kişi yorum bıraktı
...Ve Ben Geldiiiimm...
23.Haz.2008
...Yeniden Herkese Yürek Dolusu Selamlar
Araya kısa dedim ama elimde olmayan sebeplerden dolayı uzun oldu..
Sizle beraber olmadığım süre içerisinde neler oldu neler.Dur meraklanmayın hemen, özetini vereceğim:)
28 Haziran'da KPSS'ye girdim.
29 Temmuz'da sonuçlar açıklandı, yerleşecek puanı aldım çok şükür.
08 Ağustos'ta (08.08.08) babamgil evlenmeyi düşündüğüm kızı istemeye gitti.. Tarih tamamen tevafuk. Zaten vereceklerdi de formalite işte:P
17 Ağustos'ta Söz Kahvesi içildi, Nişan yüzükleri takıldı, ama asıl nişan daha sonra..
21 Ağustos'ta Şanlı Urfa merkeze atandığım haberini aldım..
26 Ağustos'ta Şanlı Urfa'ya geldim
28 Ağustos'ta resmi olarak öğretmenlik görevim başladı..
Daha neler oldu neler de, yazsam buraya sığmaz:)
Yazın köye gittim, fuarı gezdim, BalıklıGölü seyrettim, Hz.İbrahimin makamında (Dergah camii) teravih kıldım, sahur için karpuz aldım, Miraydan haber gelmez oldu, turşu telefonları açmıyor yaww..
Eee. siz nasılsın bakalım.. Kİmse kalmadı mı çevremde yoksa..
01:02 | Etiketler: Not, Yazılarım | 1 Kişi yorum bıraktı
Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..
11.Haz.2008
Üniversite bitmiş, bir öğretmen abinin referansıyla iş teklifi gelmişti. Her ne kadar ailem “dört yıl doğuda okudun, gitme” dese de ikna edip, oniki senedir beni kendine çeken gurbete çıktım..
Okulda ilk günüm..Gördüklerim karşısında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Zıplayanlar, tükürenler, inleyenler, ne yaptığını bilmeyenler, tepinenler, tepinemeyenler…Dışarda engelli bir çocuk gördüğümde içi parçalanan ben, bu çocuklarla iç içe olup haftanın altı günü derse girecektim. “Allah’ım dedim, Sen bana ne olursun sabır ver; ver ki, bu ilçeden kaçıp gitmeyeyim” dedim hep.
Sonra derslere girmeye başladım..Her ders bir kişi, 40-45 dk.
Ve öğrenciler: Kırmızıyı göster diyorum iki renk arasından.. bu, bu diyerek ikisini gösteriyor. Legoları, yap bozları takmasını istiyorum, sadece gözlerime bakıyor Celal.
Ömer daha küçük, 5 yaşında, burnu hep akıyor. Ben siliyorum haliyle. Tek eli biraz sakat, elini beraber yıkıyoruz. Adaşı biraz daha büyük . Çok kez altını ıslatıyor, Nasılsın’a “sadece “iyiyim” diyebiliyor, konuşması işaret diliyle.
İbrahim onbeş yaşında, öğrenme güçlüğü var. “Örtmen, tuvalet” dediğinde ne demek istediğini anlıyorum. Nasılsın’a ancak “başi”(Kürtçe’de iyiyim) diyor. Selçuk ‘un boynuna eskiyen bir elbiseden kestikleri parçayı koymuşlar..salyası akıyor onun için.
Handan onaltısında..kendisini erkek olarak hissediyor. Öğretmen arkadaşa (bayan) aşık olmuş. Renkleri öğreniyor ama bir haftalığına. Yüksel benden iki yaş küçük (22), biraz görme ve öğrenme güçlüğü var. Çok şeyin farkında, ezan okunduğunda hemencik namazını kılmak için izin istiyor. Bu temiz çocuktan dua istiyorum..utanarak..
Ceylan da onbeş’inde. Okuma, yazma yok. Verilen harf ve çizgilerin üzerinden gidiyor sadece. Bazen hikâye kitabını eline alıp okuyormuş gibi yapıyor..hayaline giderek belki.. Geçenlerde salâ veriliyordu. “Biri ölmüş, yazık, yok olacak” dedi. Yok olmadığımızı, tekrar dirileceğimizi, Allah’ın çok büyük olduğunu basitçe anlatmaya çalıştım. Derin düşüncelere daldı, Ne oldu dedim, “büyük olan Allah’ı düşünüyorum” dedi..
Son derste resim boyuyordu, yanlışını düzeltirken “şeytana tüküreyim” dedi. Neden öyle dedin dedim. “Görmüyon mu bana yanlış yaptırdı” dedi.
Özgür bazen özgür olmak için alıp başını gidiyormuş ama eve dönüş yolunu unutuyormuş. Sara hastası, onyedisinde..
Elif, Bahar, Birgül fiziksel yardımla yürüyorlar. Konuşma yok, olan da anlaşılmıyor..gülümsüyor sadece. İsmail’i kucağımda götürüyorum derse, sandalyede zor oturuyor. Başını dik tutmakta zorluk çekiyor. Şekil kartlarından nesneleri gösteriyorum. Bisiklete sıra gelince utanıyorum, kalakalıyorum öylece..Çünkü belki de hiç bi zaman süremeyecek.. bisikleti olsa bile.
Velilerle görüşüyorum arada. “Hoca, oğlum ne zaman yürüyecek, Kızım okuma-yazmayı öğrenecek mi, Çocuğun durumu nasıl, neler yapabiliyor..”vs. soruyorlar. Beklentiniz ne diyorum: “Öğretmen, doktor olacak diyor”..
Ötekisi kabullenemiyor engelli olmasını (hangisi kabulleniyor ki), daha kötüsü var elbet, şükrediyorum yine de, ama diyor, ama hiç olmazsa kendine yeter hale gelse..Susuyorum
Sonraları yüreğim kaldırmaz oldu, konuşamadım velilerle..
Vedat hep –ıhh, -ıhh diye inliyor ders boyu, isteklerini böyle anlatıyor, anlatabiliyor.. Bir başkası.. Adın ne diyorum “bi daha Ahmet”. Nasılsın’a “bi daha nasılsın” diyor. Genelde Kürtçe konuşuyor.
Ceylan ve Cihat otistik, gözleri çekik oluyor bu hastaların.. küçücük yavrular, çok sevimliler ama hiç bi zaman konuşamayacaklar belki.
Fatma yüksek sesle inliyor hep. Ağır engelli..kilo olarak da ağır, destekle sınıfa gidiyoruz. Ayaklarındaki ipler gözüme takılıyor. Evde annesi ev işlerini görmek için bağlıyormuş..yüreğime takılıyor.
…ve diğer öğrenciler…
İlk başta her şey çok zor gelmişti.. Tüm bunları anlıyor muydum? Anlayabiliyor muydum velilerin halini. Ayağım kırılmamıştı ki kırılan ayağın acısını anlayabileyim di mi.. Zamanla duyarsızlaştım, ama yürek sızımı hissedebiliyordum hep.
Allah'ım Benim de engelli çocuğum olursa bir gün? Ve ya sakat kalırsam.. ne yaparım ben..?Daha önce hiç bunu hiç düşünmüş müydü?. Sanki Allah beni sapasağlam yaratmak zorundaydı? Niye kaygılandım ki? Allah'a şükür hiç bir engelim yok. Öyle bir çocuğum da olmaz herhalde. Yani olmaz değil mi? Tüm veliler de mi ilk başta benim gibi düşünüyordu yoksa? Şükretmem gereken çok şey olduğunu elimdekiler alınınca mı öğrenmeliyim? Daha fazla düşünemiyorum, acıtıyor çünkü..
Okuldan ayrıldım dün,
Şimdi çok şey mi öğrendim diyeyim, hiç bişey öğrenemedim mi, bilemiyorum.. Acınacak halde olan, merhamete muhtaç onlar mı ben mi?. Asıl engelli olan kim? Kim göremiyor, duyamıyor..
Engellileri acınası insanlar görüp sadece Özürlüler Günü’nde anlık hatırlayan bizler “bizi bir gün değil, her gün hatırlayın“ nidalarına ne zaman kulak vereceğiz..
Dr.Can
12 Haziran 2008, Perşembe
Not: Karmaşık duygularımı anlatmakta çok zorlandım, yazılacak çok şey vardı, anlatamadım, belki de bütünüyle cesaret edemedim..
18:56 | Etiketler: Yazılarım | 12 Kişi yorum bıraktı
Aşk, Allah'ı Kalbine Davettir..
07.Haz.2008
F.Can
Ailemin tavsiyeleriyle bir yakınımızla nişanlandım. Yurtdışındaydım. Nişan da uzun sürdü. Maddi sebeplerden aramız bozuldu. Geldim. Düzelttim; ama ayrıldık. Ailem “yeni birisini bul” unutursun diyor. Eskiyi unutayım mı? Yeni birisini arayayım mı? Psikolojimi nasıl düzeltirim?
DR.CAN:
Sevgili F. Can. Soyadınla “Adaş”ız… Mektubunu okurken “al işte” dedim. “İlginç bir mektup daha!” Güleyim mi, ağlayayım mı, üzüleyim mi bilemedim. İlk cümleni düşündüm: “Ailemin tavsiyesiyle”... Şimdi, bir kızı seversin, zamanla tanırsın. “İşte” dersin “Evleneceğim kişi bu”. Sonra tanıdığınız ortak kişilere sorarsın “Tavsiye ederiz iyi kızdır” derler. Anneni babanı istemeye gönderirsin. Söz-nişan olur. Onlar da iyice tanırlar. “Evet oğlum, gelin adayımızı sevdik tavsiye ediyoruz evlen.” derler. Evlenirsin…
Ama sen; yurtdışındasın. “Evlenmek istiyorum.” demişsin. Ailen yazı-tura’yla tek maçta eliminasyon sistemine göre eleyip birini tavsiye etmişler! Sonucunun da böyle olması normaldir.
İkinci cümlen: “Maddi meseleden ayrıldık.” Şimdi, cep telefonu alır gibi tavsiyeyle “alınan” hatun kişiyle “maddi meselelerden” ayrılmak neredeyse kaçınılmazdır.
Üçüncü cümlen: “Nişan uzun sürdü ayrıldık.” Evet, halk arasında nişan uzun sürerse ayrılık olur diye yanlış bir düşünce var. Anlaşma süreci olan nişanda ayrılık olması, anlaşamamak, “yol yakınken ve zararın neresinden dönersen” meselesidir. İyi ya işte evlenip de öyle ayrılmaktansa nişanda OLMADI demek daha iyidir. Diyelim 1 yıl nişanlılık sürdü. 2. yıl sonunda “Şu an iyiyiz. Aramız bozulmadan evlenelim” demek ne derece mantıklı? Hamurun bütün sertliklerini gidermek gerek. Yoksa evlilik stresli iştir. En küçük bir HABBE evlilik sonrası KUBBE olur. Bir de “Boşanmayalım, bari çocuk yapalım!” denir. (HOŞGELDİN ÖMÜR BOYU MUTSUZLUK). İlaveten konjenital (doğuştan) özgüvensiz çocuk sorumluluğu... “Çocuk bende kalacak, hayır bende” ve gazetelerin 3. sayfalarında çıkan “malum” haberler.
Aynı gün söz, nişan, nikah yapanlar var ve maalesef onlar da bir günde boşanabiliyorlar. Hani nişanlılık kısa sürmeliydi?
1) Eskiyi unutayım mı?
Cevap: Evet.
2) Yenisini arayayım mı?
Cevap: Önce Allah’ı ara, bul! Kalbine yerleştir. “Aşk, Allah’ı kalbine davettir” zira… Sonra, bulduğunla, kalbini akort et. Aynı sesleri çıkarıyorsa; İlahi TAVSİYE’ye kulak ver.
3) Psikolojimi nasıl düzeltirim?
Cevap: Kalbine misafir ettiğin VEDUD, hem kalp doktoru, hem de ruh doktorudur.
Ücreti ZİKİR, FİKİR ve ŞÜKÜR’dür.
Vergisi, ibadet ve duadır. KDV’si ise CENNETTİR. Mutluluklar13:03 | Etiketler: Dr.Can'ın Yazıları | 5 Kişi yorum bıraktı
İlm-i Hal Bilgilerimizi Kontrol..
06.Haz.2008
Bugün aklıma geldi, ilm-i hal bilgilerimizi ne sıklıkta yeniliyoruz, tekrar ediyoruz..
Mukteza-yı beşer olarak unuttuğumuz, hatırlayamadığımız noktalar olabiliyor..
Bu yüzden arada ilm-i hal ile ilgili kitap ve yazılara göz atmamız gerektiğini düşünüyorum..
Abdest : (Abdest, Gusül ve Temizlik ile ilgili aklınıza takılan bütün soruların cevabı)
Namaz: (Namaz, Nafile Namazlar... aklınıza takılan tüm sorulara cevaplar)
Tıklayıp bi göz atıp bilgilerimizi tazeleyelim..
15:27 | Etiketler: Fıkıh | 0 Kişi yorum bıraktı
